“Çocuklarınızı çokça öpün! Her öpücük karşılığında cennette bir derece alacaksınız.Hz. Muhammed (s.a.v.)

27 Şubat 2010 Cumartesi

Kaç Yıldır Evlisiniz?

Çocuk dedesine sormuş
- Dede, nenem ile kaç yıldır evlisiniz?
- 40 yıldır evlat, demiş dede.
- Peki ama dede, ben sizi hiç kavga ederken görmedim bunun sırrı nedir?
- Otur evlat anlatayım. Evlat biz ninen ile evlendiğimizde elde avuçta bir şey yok, kimsemde yoktu. Ben neneni bizden oldukça uzaktaki köyden aldım, nikahımız kıyıldı, benim at arabasına nenenin üç beş eşyasını attık ve bizim köyün yolunu tuttuk. Yolda benim atın ayağı sürçtü ve tökezledi. Ben "Bu bir" dedim. Devam ederken bir daha tökezledi, ben yine "Bu iki" dedim.
Köye de daha epey yolumuz vardı, bizim atın ayağı bir daha tökezleyince "Bu üç" dedim ve çektim belimden pistovu, atı orada vurdum.
Ben atı vurunca nenen başladı bana söylenmeye. "Biz şimdi nasıl gidicez, niye durup dururken atı vurdun. Sende hiç akıl yok mu. Bu eşyaları nasıl götüreceğiz"
Ben de döndüm nenene "Bu bir" dedim. O gün bugündür, gül gibi geçinip gidiyoruz...

26 Şubat 2010 Cuma

İyiki doğdun Kara kuzum


Bu gün Kara kuzumun doğum günü.Tam 5 yaşında oluyor şimdi.Gerçi kendisini leylekler getirdiğini düşünmüyor ama ayakbaıyla dünyaya geldiği sanıyor:))

Canım kızım ; senin doğuşunla çok şey değişdi bende.Çünkü hayatta sahip olduğum en değerli şey sendin.Rabbime her zaman şükrederim ; senin gibi bir kızım olduğun için.....Anneliği yaşadığım için... Sen hoşlanmasanda ben seviyorum sana Kara kuzum demeyi...Dilerim ki hayatta her günün birbirinden güzel olsun.Rabbim karşına hayırlı insanlar çıkarsın, kötülükleri uzak eylesin.Adın gibi tertemiz sayfalarla doldurusun hayttını.Hep istiyorum ki kimse seni üzmesin ,kimse seni incitmesin hayatın başarılarla mutluluklarla dolsun.Biliyorum benim çalışmamı istemiyorsun ,annelerin çalışmasına anlam veremiyorsun.Gerçi haklısın en güzel anlarını benden önce hep başkaları gördü .Hep ilk yaptığın şeylerde yanında olamamam içimi acıttı ..Ama her şey senin için... Senin daha iyi şartlarda yetişemen için.Şimdi küçüksün ama ilerde bana hak vereceksin.Rabbimden senin hayırlı evlat olmanı diliyorum. Bu dünyamı aydınlattığın gibi öbür dünyamıda aydınlatırsın.
Ben öğretmen veya eczacı olmanı isterken sen mesleğini seçmişsin bile .Pasta evinde çalışıp benim için. kremalı pastalar ,ekmekler yapacakmışssın.Canım benim büyünce sende bana kremalı pastalarla gelirsin artık..:)) Canım kızın severek yapacağın bir mesleğin olsun istiyorum . Hilal ablandan çok şey öğrenirsin artık pastacı olarak.

Doğum günün kutlu olsun Kara kuzum Seni çok seviyorum.

Hayırlı Cumalar

Dedim: Çok yalnızım.
Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186

Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205

Dedim: Buda senin yardımını ister
Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22

Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.
Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90

Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.

Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.
Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.

Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!
Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.

Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?
Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.

Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.

Birden 'İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var' dedim.
Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ 'ALLAH kuluna yetmez mi?' (Zümer-36) dedin.

Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
Ey inananlar! ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.

Kendi kendime dedim: ALLAH'ım seni çok seviyorum.
Vefa, dost ikliminde yetişir ve bizim yamaçlarımızın gülüdür..

* Eğer '9' canlı olsaydın bile
* En çok '8' kez kaçabilirdin ölümden
* Bilki '7' düvele sultan olsan dahi
* Yerin '6' mekan olacak sana
* En fazla '5' metre kumaş götürebileceksin
* Kapatacaksın '4' açsanda gözünü
* Bu dünya '3' günlük dünya
* Azrailin yanında '2' kat olup yalvarsanda nafile
* Elbet '1' gün öleceksin
* İşte o zaman herşey '0' dan başlayacak
Çünkü ÖLÜM bir yok oluş değil,
"YENiDEN DOĞUŞTUR"...!
A.Tahir RIZVANOGLU

25 Şubat 2010 Perşembe

Denemelerim

Herkeze hayırlı kandiller.Sevgili Aslıhan arkadaşımın yazdığı gibi (http://urfatutkunu.blogspot// "Bu dünyadaki en büyük hazinemin O'na ümmet olarak doğmak olduğunu düşünüyorum.Umuyorum ki 14,5 asıl evvel kainatı şereflendirdiği gibi bu günde gönüllerimizde yeniden doğsun'.Efendimize sonsuz selat ve selam olsun.Rabbim bu günleri tekrar yaşamayı nasip etsin inşallah.

Akşam ilk defa tahinli kek yaptım .Göz kararı koydum her şeyi.İlk defada keke çörek otu attım.Fenada olmadı hani.Kek pişerken bişi hamuru hazırlayayım dedim ama sonra vazgeçtim bişi yapmakdan ve yine uydurmasyon pizzaya benzer bir şey çıkdı orataya.Yani kafama göre takıldım fazla estetik olmadı pizzalarım ama denemeydi sonuçda.Ben bunları hazırlayana kadar saat 21:00 oldu.Sonra afiyetle yedik yattık.Ve bunlar kilo olarak döndiler tabiii.Sonrada nasıl zayıflasam diye düşünürüm.Kızım olmadan önce hiç böyle şeylerle fazla uğraşmazdım.Onun için değişik bi şeyler yapayım derken durumun dahada vahim hal alıyor :(((Eee gündüzde evde olmayınca yaptım, yedim diyene kadar geç oluyor.Ah keşke mutfakda biri olsa hep ama bu ben olmasam :))))

24 Şubat 2010 Çarşamba

Seven İnsan Neylesin

Sevgili Süz-iDilaram'da okuduğum hoş bir tarihi hikayeyi paylaşmak istedim.Keşke sonu mutlu bitseydi:((

Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim, Şam yakınına otağını kurdurarak burada üç ay kadar kalmış. Bir Türkmen kızı da, zaman zaman padişahın çadırına gelerek, otağın temizlik işlerini yapar, hünkâr çadırını tertibe ve düzene sokarak sıradan gündelik işlerle meşgul olurmuş…
Yine bir sabah temizlik için geldiğinde, Sultan Selimi görmüş. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akıvermiş gönlünü kaptırmış ona. - Hani kalbin, her an bir halden başka bir hale geçmek, gibi anlamları da vardır ya- Zamanla kalbinin içini, ince bir sızı sarmış genç kızın ve başlamış kalbi için için göynümeye.

Bir gün, gözü, hünkâr çadırının direğine ilişmiş. Direğin üst kısmına aşkın gücü ona, şöyle bir satır yazma cesareti vermiş:

"Seven insan neylesin"

Yavuz Sultan Selim, otağına yatmaya gelince, birden direkteki yazıyı fark etmiş, “Bu da ne ola ki” diyerek uzun bir muhakemeden sonra, bir vehim ve bin endişe derken… Almış eline kalemi şöyle bir satır da o düşmüş aynı direkteki dizenin altına.

"Hemen derdin söylesin"

Türkmen kızı, ertesi gün gelip baktığında otağın direğine, sevincinden ağlamış, o küçücük kalbi heyecandan göğsüne sığmaz olmuş, yer de onun olmuş âdeta gök de… Fakat koskoca cihan sultanına ilân-ı aşkta bulunmanın, ateşle oynamak, ateş girdabına bilerek atlamak gibi ölümcül bir tehlikesi de varmış. “Varsın olsun bu aşk, buna değer diye düşünmüş.” Aldığı mesajı heyecanla hemen cevaplandırmaktan kendini alamamış ama yine de içinde bir korku kurdu varmış ki genç güzelin, yüreğini her gün diş diş, burgu burgu kemiren... Aşkın gücü, zoru ve korkuyu nefes nefes yaşayan o gencecik yüreğin imdadına yetişmiş derhâl. Bir satır daha yazmış aynı direğe

"Ya korkarsa neylesin"

Yavuz Sultan Selim, akşam çadıra döndüğünde, not düştüğü direkteki satır gelmiş aklına. Bakmış ve okumuş ki aşkın, heyecanın ve korkunun karıştığı, tezat dolu sözcüklerin buluştuğu satırlar, bir mızrak gibi durmakta karşısında. Hemen o satırın altına bir mısra daha eklemiş, aşka yenik düşen koca padişah:

"Hiç korkmasın söylesin"

Bir aşkın buluşan, karmaşık ve bulanık duyguları şöyle dizilmiş direğin üzerine:

“Seven insan neylesin
Hemen derdin söylesin
Ya korkarsa neylesin
Hiç korkmasın söylesin”


Sabahın olmasını sabırla beklemiş padişah. Seher vakti sırdaşı Hasancan’ı çağırtmış, derhâl bir emir vererek: “Biz dahi merak edip onu görmek isteriz tîz elden bu kızı huzura getirin.” Emir derhâl yerine getirilmiş ki Ahu gözlü, endamı hoş, alımlı, nazenin, ceylân gibi bir Türkmen güzeli… Hünkârın emriyle derhâl bir düğün alayı tertip edilmiş. Eğlenceler, yemeler içmeler…
Düğünün son gecesi, sırlarla dolu bu aşkın bilmecesi kader-i ilâhî tarafından çözülmüş, Çözülen bu kara baht çıkınından yayılan acı haber, şaşkına çevirmiş herkesi, yer gök âdeta üzüntüye, mateme boğulmuş. Ahu gözlü Türkmen dilberinin “Selim” diye çarpan saf ve küçük yüreği, bu büyük cihan sultanın aşkındaki sırrı kaldıramamış ve birden duruvermiş.
O çadırın direği, bu olayın canlı fakat ketum şahidi olmuş asırlardır. Bu dünya hayatında vuslat nasip olmadığı gibi o gencecik yüreğe, buna fani alemde bir çare de bulunamamış. Bu hazin gönül çarpılmasının ve gönül yangınının sonunda derler ki:

“Koca hünkâr, ağlamış” ve Türkmen kızına yaptırdığı mezarın mermer tasına, şu dörtlüğü kazdırarak, dünyaya, askın gücünün karsısındaki çaresizligini en güçlü orduları yenen koca hünkâr şöyle haykırmış:
Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı hûn eşkimi füzûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek

Bilmem ki gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı ki
Gözümü kan içinde bıraktı, askımı artırdı
Benim pençemin( gücümün) korkusundan arslanlar(bile) titrerken
Felek beni bir ahu gözlüye esir etti
.

23 Şubat 2010 Salı

Unutulan Sünnetler


Müsafeha etmek(iki mümin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları)
Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması (dalgınlık hali başka)
Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması(oda,taksi,dükkanv.s. )
Namazları başı açık kılmamak
Abdestte ayakları üç defa yıkamak
Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek
Ölen kimsenin kılmadığı namazlar için iskatın yapılması için vasiyet etmesi
İstişare etmek
Sakal ve bıyık bırakmak
Çevreyi temizlemek
Çıplak ayakla namaz kılmamak
Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek
Suyu üç yudumda oturarak içmek
Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak
Ölüye definden sonra telkin vermek
İslam nikahı kıymak
Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak
Tırnağını Cuma günü kesmek
Yatarken sağ tarafına yatmak
Abdestli yatmak
Yemeğe tuz ile başlamak
Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek
Öşür vermek(farz)
Hergün ölümü düşünmek
Gözlere sürme çekmek yatarken
Salavat okumak
Hergün tevbe etmek
Kabirleri ziyaret etmek
Güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra bir miktar uyumak
Yolda başı öne eğik yürümek
Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek
Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak
Misvak kullanmak
Cuma günü gusul abdesti almak
Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek
Yemeği tek bir kaptan yemek
Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak(Askerde avcı oturuşu)
Yemekte güzel şeylerden bahsetmek(Yemekte konuşulmaz lafını aslı yoktur)
Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak
Günde iki öğün yemek
Cevizi peynirle yemek(Şifadır)
Başka bir şehire gittiğinde lik önce soğan yemek
Ölüm halinde su içirmek
Ceneza namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK
Ceneza namazından sonra ayakta dua yapmamak
Kabr üzerine su dökmek
Cenaze evine yemek göndermek
Kabristana selam vermek(Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)
Aksırınca,aksıran Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah( Bayanlar için Yerhamukilleh) denmesi
Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek
Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek
Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek
Üzümle ekmek yemek

22 Şubat 2010 Pazartesi

Kara Kuzuma İtafen

Bu gün  duygusallığım üzerinde.Canım kızım sen küçük iken çalışmak benim için daha kolaydı.Sadece uykusuz kaldığım için yorgun oluyordum .Senin hissettiklerinden haberdar değildim..Ama şimdi her geçen gün benim için daha da zorlaşıyor çalışan  anne olmak.Biraz önce telefonda bir sürü ağladın yanına gelmek istiyorum .Kötü bir rüya gördüm diye.......
 Anlatmaya başladın:Rüyamda Hatice bana  taş attı..Ayten teyze de gördü yazık dedi....Bende anneciğim bunun için ağlanır mı ? Hatice ye sorarız neden taş attığını dedim.Sende bana anneciğim ama bu rüya ki dedin.Benimkisi de  cevap mıydı  yani :)Canım benim uyumadan önce Besmele çekip kötülüklerden koruması için Rabbimize dua edecez; bende zaman zaman rüyamda korkarım ama ağlamam hemen dua ederim sende öyle yapacaksın artık büyüdün dedim.
Hafta sonu birlikde olduğumuz için pazartesi  sendromu zor geliyordu sana da bana da.Akşam saatlerce oynadıkdan sonra  anneciğim ne olur izin al 5 gün birlikde geçirelim ne olur diye yalvardın durdun.Sayamadığım kadar çok öptük birbirimizi .Şimdi  içim acıyor seni bensiz bıraktığım için.Keşke çalışmak zorunda olmasaydım.Oysa yıllık iznimden sadece 10 günüm  kaldı yeniside Ağustosda eklenecek.Acil durumlar olduğu için hemen bitirmek istemiyor ki insan.
Canım kızım senin Anaokulu öğretmeni veya Eczacı olmanı çok istiyorum.Benim sana yaşattığım duyguları çocuklarına yaşatmassın sende.Hem daha rahat  çalışır hemde çocuklarına  ayıracak vaktin olur..Öğretmen olmak varken(anaokulu öğrt) tuttum işletme okudum.Mali Müşavir olmak vardı o zamanlar idealimde.Kendime ait bir iş yerim olacakdı,çalışanlarım olacakdı.Ama okul bitince herşey bitti bende.Girdiğim işte çivilendim kaldım.
Canım benim bide iyi yönünden bakalım olaylara baban ile her gün öğleye kadar berabersin .Cumartesi pazarım var benimde.Sen yine şanslısın seni çok seven bir Dursun Teyzen var(bakıcımız).Yakında da okula gideceksin.
Sen okula başlayınca ben daha tedirgin olacağım .Düştün mü?Acıktın mı?Biri seni üzdümü diye?Dileğim Rabbimden iyi arkadaşlar edinmen ve kendi hakkını savunabilmen.Her şeye ağlarken bunu  yapman zor gelecek ama başkalarının yanında ağlamamayı   ,duygularını saklamayı  üzmemeyi-üzülmemeyi öğrenmek için biraz acı çekmen gerekecek.ama bunu başarmalısın.
Seni çooooook seviyorum KARAKUZUM.Gerçi sana karakuzu dememi istemiyorsun.Ben kara'mıyım ?Koyun yavrusumuyumda kuzu diyorsun dedinya çok gülmüşdüm.Sen kara değilsin sadece esmersin ve kuzu kadar sevimlisin.
Rabbime sonsuz şükrediyorum seni verdiği için.İyi ki varsın canım kızım.Rabbim bütün çocukları yazıısndan güldürsün içinde senide. .Öbür tarafada iyi amellerle gidip Rabbimizin merhamet ettiği kullarından olursun inşallah.
Rabbimizim merhameti yanında bir annenin merhameti nedirki.....

18 Şubat 2010 Perşembe

Mimar Sİnan'ın Susuz Evi

İstanbul’u fethederek Peygamber (sav) iltifatına erişen Sultan Mehmed Han , dünyanın en güzel şehrini başkent yapınca şehir kısa sürede göç alarak büyüdü
Kanuni zamanında bir at yükü suya çok miktarda akçe ödenmeye başlayınca halkın sıkıntısı arttı Nüfusun çoğalmasıyla su sıkıntısı da başladı
Padişah , Mimarbaşı Sinan Ağa’yı çağırarak sordu :
- Mimarbaşı , İstanbul’a su getirmek mümkün müdür ?
- Mümkündür Sultan’ım ama ağır bir hesap getirir
- Nedir o hesap ?
- Sultanım altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla İstanbul’a su gelir
- Mimarbaşı , eğer bu iş olacaksa ben keseleri yan yana dizerim
Mimar Sinan hemen işe başladı İlk önce Çekmece’den Beşiktaş’a kadar İstanbul’un çevresindeki dere,tepe ve su kaynaklarını tespit ederek geniş bir arazi incelemesi yaptı Plan ve projelerini hazırlayıp kazmalar vuruldu
Koca Mimar’ın , bentler , kanallar ve künklerle tepeler aşırıp getirdiği su , şehir meydanlarındaki çeşmelerden şırıl şırıl akmaya başladı
Çeşme sayısı kırka ulaşınca bu suya “ Kırk Çeşme Suları “ adı verildi Pahalı bir maliyetle gelen suların borulardan boş yere akması istenmeyince tarihte ilk defa çeşme borularına “lüle” denilen musluklar takıldı
Bu konuda bir de Padişah Fermanı yayınlandı : “ İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice ,yer altından evine su bağlatmayacaktır “
Kanuni Sultan Süleyman sadece Mimar Sinan’a bir lütufta bulunarak der ki : “ Sen halkı suya kavuşturdun .Evine özel olarak bir lüle su alabilirsin “
Yıllar geçti , padişahlar değişti Koca Sinan yaşlandı Dostları yoldaşları dünyayı terk eyleydi Köşe başlarını , koltukları başka insanlar tutar oldu
99 Yaşına gelen Koca Mimar Sinan Ağa’nın bir gün kapısı çalındı :
-Ben sarayın postacısıyım Sizi Divan’a çağırıyorlar
Sinan Ağa yorgun argın Divan’a ulaştı
Vezir’lerden biri :
- Sinan Ağa ! Hakkında şikayet var Padişah fermanına muhalif olarak senin evinde lüle bulunduğu bildirildi
Mimar Sinan doğruladı :
- İstanbul’a su getirince bana bu meselede hususi ruhsat verilmişti
- Peki ,getir bakalım şu izni bir görelim
- Ben o zaman Padişah’ımızdan ferman istemekte hicab etmiştim (utanmıştım )
Divan’da uzun tartışmalar oldu “ Bu Al –i Osman’a hizmet eden sadece Sinan mı ? “ diyen muhalifler ağır basınca Sinan Ağa’nın evindeki suyun kesilmesine karar verildi
Mimar Sinan evine döndüğünde üzgündü ama bir tesellisi vardı ; yaptığı işleri Allah’ın rızası için yapmıştı Hizmetlerinin karşılığını Rabbinden bekliyordu Dünyadaki kusurlarının öbür tarafa gitmesine razı değildi

“ Bir kavme su dağıtan , onların hepsinden sonra su içecektir “ Hadis-i Şerif’ini hatırlayınca teselli buldu.
 
Yüz yaşına girerken hastalanarak yatağa düştü . Ateşler içindeydi . Komşuları , bezi ıslatmak için lüleyi çevirdiklerinde suyun akmadığın hayretle gördüler .
İstanbul’u suya kavuşturan Koca Sinan’ın evinde bir damla su yoktu

16 Şubat 2010 Salı

Dünyanın En Büyük Aşklarından........


Hürrem Sultan deyince aklıma Güç,hırs,zeka,aşk,iktidar geliyor.Hep merak etmişdim Hürrem Sultanı ve çok güzel biri olmalı diye düşünmüşdüm.Ama iş güzellikde değil tatlı dilinden kaynaklanıyormuş meğersem.:)Hürrem ismini de hep sevmişimdir nedense kulağa hoş geliyor sanki...

Kanuni Sultan Süleyman'ın gönlünü ı Hürrem Sultan fethetti. Muhteşem Süleyman' ın Hürrem Sultan'a aşkı sevgili karısının kolları ve gözyaşları arasında ölmesine kadar sürdü ve ondan sonra da devam etti. Aşk mı? Onların aşkı devlet erkinin üstünde bir aşktı..
 "Cihan Padişahı" aynı zamanda aşk şairidir. Çıktığı uzun seferler sırasında çok sevdiği Hürrem Sultan'a aşk şiirleriyle bezenmiş mektuplar göndemiştir.

N'ola baksam şem'i hüsnüne gönül pervaneveş
Dostum sen şem olacak âşıkım pervanedir.
Gülşen-i hüsnünde dil mürgün yine saydetmeye
Zülfünün ağında Muhibbî hâli anın divanedir.

Hürrem Sulatnın yazdığı mektuplardan bazıları :
''Hazret-i Sultanım,
Yüz(ümü) yere koyup kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra, benim devletimin güneşi ve sermayesi sultanım, eğer bu ayrılığın ateşine yanmış ciğeri kebap, göğsü harap, gözü yaş dolu, gecesi gündüzünden ayırt edemeyen, özlem denizine düşmüş çaresiz, aşkınız ile divane, Ferhat ile Mecnun'dan beter tutkun kölenizi sorarsanız ne ki sultanımdan ayrıyım. Bülbül gibi ah ve feryadım dinmeyip ayrılığından (öyle) bir halim var ki Hak kafir olan kullarına dahi vermesin. Benim devletim, benim sultanım, ayrıca bir buçuk ay oldu ki sultanım tarafından bir haber belirmedi. Hak en çok bilenlerin bilenidir ki, bu gidişle rahat yüzü görmeyip gece sabaha dek, sabahtan geceye dek bidüziye ağlayıp kendi hayatımdan el yuyup, dünya gözüme dar olup, bilmem ne edip neyleyeceğim......
Daima benim sultanım, benim padişahım, dünya ve ahiret sultanı dayanağım, dünyaya baktığım iki gözümün ışığı, şahım sultanım, gazalar edip düşmanları toprak olup memleketler alıp yedi iklim zaptedesin. İnsan ve cin emrinize boyun eğip her bela ve kazadan Hak saklayıp kutsal kalbinden geçen her muradını kolay ede. Yardımcın olan Hızır İlyas arkanda olsun. Bütün emriler, peygamberler üzerinizde hazır ve nazır ola. Bütün dünya, mutlu gölgenizde hoşça yaşayıp mutlu ve gülen olalar.'' Hürrem..
                                                                                                        

Cânum Pâresi Sultânum;
Öyle nam sahibi ki sabah rüzgarı gibi merhamet artırıp saçar, öyle selâm ki gönül kapan şeker dudakların kavuşması gibi, öyle dualar ki âşıkların avazı gibi yanık, öyle övgüler ki derûnî arzuların ve kalbin meyillerinin sözleri gibi ateşi şûlelendirir, öyle kalp sâfiyatları ki sanki safâ nuruyla nurlanmış selvi boyluların yanakları gibi, öyle mensup olmalar ve bağlanmalar ki lâle yanaklıların sünbül gibi vefa kokularıyla kokulanmış, öyle yakarışlar ki başı göklere uzanan sancağın alemi gibi, öyle Mehdiler ki kendisinden yardım istenen Allah Teâlâ Hazretleri'nin katında 'Allah' 'Allah' nidaları gibi makbul (...) Benim Yûsuf yüzlüm, şeker sözlüm, latîf, nazenin sultanım, Allah dergahına yüzüm süpürge kılıp, bir derecede niyaz ederim ki, sizi benden ömren ayırmak sözü haram ola, mübarek yüzünüzü yine tez zamanda banagöstere.Hürrem.

Yazdığı bu mektuplar  yaşadığı aşklarının  kanıtı .Bu yazıyı aslında 14 Şubatta yayınlamayı istemişdim ama unutmuşum..Gerçi  Hürrem Sultanın tarihde ki olumsuz  etkisinide unutmamak lazım.

15 Şubat 2010 Pazartesi

Penguen Badi

Bu masalda, Allah’ın ‘Hakîm’ ismini içerdiği, ‘Yarattığı her şeyde bir hikmet olan, sırlı sebepler bulunan’ anlamlarıyla çocuklarımıza öğretmek amaçlanmıştır. Çocuklarımızın bu masal yardımıyla Allah’ın ‘Hakim’ ismi hakkında edindikleri bu ön fikir, ileride bu ismi çok daha iyi kavramalarına destek olacaktır.
Kara kuzumla Penguen Badi yi zevkle okuduk..Resimler harika önce bene okudum şimdi o resimlere bakarak anlatıyor.Birlikde sayfadaki penguenleri sayıyoruz.Nerde yaşarlar ?Ne yerler? Kutuplar nasıldır ?Yazılanların hepsi resimlerele o kadar güzel anlarılmışki....Bu yaşdaki çocuklar için resimler çok önemli ,kitapları sevmeleri için...
Özeti kısaca şöyle : Küçük penguen Badi kuşlara özenip uçmak için yüksek bir dağdan kendimi aşağıya bırakınca bir fırtına kuşu onu kapıp yavrularına yem için götürüyor .Bir şekilde buradan kurtulup kendini okyonusun içinde buluyor.Kanatlarının  uçmak için değil  Allahın Hakim ismiyle  yüzmek için yaratığını anlıyor.Masallardaki hayvan kahramanların başından geçen maceralarla çocukların dünyasında Allah’ın isimlerine bir pencere açılmaya çalışıyor.Çocuklarımız inanç kavramıyla ne kadar erken tanışmaları ilerki yaşamlarında çok önem taşıyor.
Karakuzumla beraber Rabbimizin bizlere Hakim ismiyle neler verdiğini saydık.Verdikleri için şükrettik.
Allahın isimlerini öğreniyorum serisini tamamlayacağız.Anne babalara tavsiye ederim.
.

4 Şubat 2010 Perşembe

Ahenkle dans eden saçlar


Karakuzumun yaptığı karakalem çalışmasını  görünce şampuan reklamı aklıma geldi.Dalgalı ışıldayan uzun saçlar.Gayet de güzel çizmişdi  ama uzun  kırmızı çanta çizmesi herşeyi altüst etdi.:))))) Büyük çantalar modaya ondan esinlendi sanırsam galiba .......

İrmik Tatlımız ve Matematik Çalışmamız


Karkuzum irmik tatlısına bayıldığı için çok sık yaparım .Geçen akşam hem biraz ders çalışalım hem de ağzımız tatlansın dedim .Birlikde yaptığımız tatlımızı küçük 5 kaseye koyup çıkarma işlemi için uygun hale getirdik..Önce araya düğme koyup çalışdıkSonrada  birini karakuzu , birini babamız ,birinide  ben afiyetle götürdük .....kaldı 2 talımız .Böylece işlemin sağlamsınıda yapmış olduk.:))))))
Dersimiz çok verimli oldu.Hem yedik hem eğlendik.:)))))Karakuzum  komşunun kısırına 5 puan vermişdi.Bana puan vermeyi unuttu tabi.
Genelde  aldığımız puan 4.Damak tadıma uygun değil .Sofra düzeni eksik, diye başlar sıralamaya..........:))))