“Çocuklarınızı çokça öpün! Her öpücük karşılığında cennette bir derece alacaksınız.Hz. Muhammed (s.a.v.)

31 Mart 2010 Çarşamba

öpücük


Sabah Karakuzum beni aradığında   telefon çantamda olduğu için duymamışım .Bide baktım 7 cevapsız arama hemen aradım .''Anneciğim sana öpücük göndermek için aramışdım ama duymadın yoksa bilinmeyen numaramı sandın beni'' demez mi?Canım yavrun beni konuşmalarınla öyle çok şaşırtıyorsun ki..Neyse şimdi öpücüğümü  geçte olsa aldım ya önemli olan o:))).İyiki varsın Karakuzum seni çoook seviyorum.

Fatih Sultan Mehmed

İstanbul’u fetheden Peygamberimizin (s.a.v )duasına nail olan Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed’in  doğumunun 578’inci yılı kutlanıyor.30 Mart 1432 tarihinde dünyaya gelen ve 3 Mayıs 1481 yılında, genç bir yaşta vefat eden II. Mehmed, yedinci Osmanlı padişahıydı. İstanbul’u fethederek “Fatih” lakabını alan hükümdar, böylece Orta Çağ’ın sona ererek Yeni Çağ’ın başlamasına sebep oldu.Bu “çağ açan hükümdar”ın örnek hayat hikayelerinden bazıları:
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden sonra tüm hükümlüleri serbest bırakır. Ancak bu hükümlüler arasında yer alan iki papaz zindandan çıkmak istemezler. Halka zulüm ve işkence eden Bizans İmparatoru’na, adaletli olmasını tavsiye ettikleri gerekçesiyle hapse atılan papazlar, bundan böyle hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdir.
Olaydan haberdar olan sultan, huzuruna çağırdığı papazların ağzından kendi hikâyelerini dinler ve onlara şöyle der:“Bir teklifim var: sizler İslam adaletinin uygulandığı bu memleketi geziniz, Müslüman hâkimlerin ve halkımın davalarını dinleyiniz. Eğer hayata küsmenize sebep olan adaletsizliği burada da görürseniz gelip bana bildiriniz ve önceden verdiğiniz kararınız doğrultusunda uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunuzu kanıtlayınız.
”Papazlar zaman kaybetmeden yola çıkarlar. İlk durakları Bursa’dır.
 Orada şöyle bir olayla karşılaşırlar:Bir Müslüman’ın, “hiçbir kusuru yok” denilerek bir Yahudi’den satın aldığı atın hasta olduğu ortaya çıkar. Müslüman, sabah olur olmaz kadının yolunu tutar. Ancak kadı henüz gelmemiştir. Bir süre boyunca bekleyen Müslüman, kadının gelmeyeceğini düşünerek atını alıp geri döner ve at o gece ölür. Olayı sonradan öğrenen kadı, atın sahibi Müslüman’ı çağırarak şöyle der: “Eğer geldiğinizde ben makamımda bulunsaydım, atı sahibine iade edip paranızı alırdım. Ancak zamanında daireme gelmediğim için olayların bu şekilde gelişmesine sebep oldum. O yüzden atın ölümünden doğan zararı ben ödeyeceğim.”
Bu olay karşısında hayrete düşen papazlar buradan İznik’e geçerler. Bu şehirde ise şöyle bir mahkeme ile karşılaşırlar:
     
Bir Müslüman’dan tarla satın alan başka bir Müslüman ekin zamanı gelip de tarlasını sürmeye başlayınca sabanına bir küp altın takılır. Çiftçi altınların hepsini alarak tarlanın ilk sahibine giderek küpü vermek ister. Ona “Ben senden tarlanın altını değil, üstünü satın aldım. Eğer tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin bana bu fiyata satmazdın. Al şu altınlarını” der.
Tarlanın ilk sahibi ise, tarlayı kendisine taşı ve toprağıyla beraber sattığını söyleyerek altınları kabul edemeyeceğini söyler. Anlaşmaya varamadıkları için iki Müslüman soluğu kadının huzurunda alırlar. Kadı, adamlara çocukları olup olmadığını sorar. Birinin erkek diğerinin ise kız çocuğu vardır. Kadı, bu iki çocuğu nikâhlayarak altını da çeyiz olarak onlara vermeye hüküm verir.
Bu iki olaya tanık olduktan sonra papazlar İstanbul’a gelerek Fatih Sultan Mehmed’in huzuruna çıkarlar ve şöyle derler:“Bizler artık inandık ki bu kadar adalet ve birbirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Bu dinin insanları başka dinden olanlara bile kötülük yapamazlar. Bu yüzden biz zindana dönme kararımızdan vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inandık.
Henüz 21 yaşında olan ve İstanbul’u fethetmeye karar veren Fatih Sultan Mehmed, orduya katılacak olan halkını imtihan etmek amacıyla sabahın erken saatlerinde tebdil-i kıyafetle başkent Edirne’nin pazarında dolaşmaya başlar. Çarşının bir ucundaki dükkâna giderek birkaç erzak alır. Dükkândan çıkarken elindekilerin yetmeyeceğine kanaat getirip biraz daha erzak ister, ancak dükkân sahibi vermek istemez:
“Ben sana satış yaparak siftahımı yapmış oldum. Başka alacağın varsa şuradaki dükkândan al, çünkü o henüz siftah etmedi.”Sultan gittiği ikinci dükkânda da ikinci bir mal istediğinde aynı karşılığı alır ve böylece bütün çarşıyı baştan sona dolaşır.Padişah saraya geldiğinde secdesine kapanarak şöyle der:
“Ya Rabbi sana hamdolsun… Bana böyle birbirini düşünen insanların olduğu bir millet ihsan ettin. Ben bu milletimle değil Bizans’ı, dünyayı bile fethederim.”
Fatih Sultan Mehmed, yapılacak bir cami inşaatı için uygun görülen bir araziyi istimlâk eder. Ancak bu arazi bir Yahudi’ye aittir. İstimlâk kararına itiraz etmek için arazi sahibi Yahudi, kadının karşısına çıkarak padişahtan şikâyetçi olduğunu belirtir. Kadı, padişahı huzuruna çıkarır.İki tarafı da dinledikten sonra kadı kararını verir: Padişahın istimlâk kararının fermanını mühürleyen sağ eli kesilecektir. Fatih Sultan Mehmed karara sesini çıkartmaz.Bunun üzerine kadı sultana şöyle der: “Eğer padişahlığına güvenip benim verdiğim karara karşı gelseydin şu gördüğün topuzla senin kafanı ezer, seni oracıkta öldürürdüm”.
Padişah da kadıya şöyle yanıt verir: “Eğer sen de benim padişahlığıma aldanıp farklı bir karar verseydin ben de senin kafanı kılıcımla koparırdım”.Tüm bu olanları gören Yahudi, padişahı şikâyet ettiğine pişman olur. Bu adalet sisteminden ve insanlıktan o kadar etkilenmiştir ki o anda şahadet ederek Müslüman olur.

29 Mart 2010 Pazartesi

İyilik yap, denize at, balık bilmezse, hâlık bilir

Birgün Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri "kuddise sirruh" bir deniz kenarına gitmiş. bir mecusi bol miktarda yem almış, denizdeki balıklara yem atıyormuş. cüneydi bağdadi hazretleri "kuddise sirruh", ne yapıyorsun, demiş. mecusi; yem atıyorum, sevap kazanacağım demiş. Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri, senin sevap kazanman için, evvela iman etmen lazım. sen müslüman değilsin, hangi sevaptan bahs ediyorsun, demiş. mecusi; peki benim bu balıklara yem verdiğimi o bahs ettiğin Allah görüyor mu, demiş. Cüneydi Bağdadi Hazretleri; vallahi billahi görüyor, onun bilmediği, onun görmediği bir şey yoktur ki, demiş. mecusi, bu da bana yeter, demiş.
Aradan seneler geçmiş. Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri hacca gitmiş, tavaf ederken bakmış, mecusi de tavaf ediyor, gözyaşı döküyormuş. cüneyd-i bağdadi hazretleri, burada ne işin var, demiş. o beni gördü demiş. nasıl gördü deyince, sen gittikten sonra içimde bir nur parladı. baktım balıkların hepsi kelime-i şehadet getiriyor, ağaçlara baktım, kelime-i şehadet getiriyor, ben de kelime-i şehadet getirmeğe başladım. senin rabbin beni gördü, o gördüğü için de buraya geldim ve sana bir nasihat vereceğim: " iyilik yap, denize at, balık bilmezse, hâlık bilir." işte hâlık bildi ve beni mecusi iken mümin yaptı." demiş

27 Mart 2010 Cumartesi

Biliyor muydunuz???


• Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini…

• Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını…

Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindiri lmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu…

• Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu..

Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini…

• Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini..

Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini

• Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodila tasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini…

Bütün bunların, 1600 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu...

26 Mart 2010 Cuma

Süper bir ses...

Çocuk imam sesiyle dinleyenleri büyülüyor
Dinleyince çok beğendim mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim
Dinlemek isteyenler buraya  buyursunlar..
Gerçekten muhteşem  bir ses gözlerinizi kapatıp dinleyin, insana öyle bir huzur veriyor ki....
Diline ağzına sağlık...Rabbim sayılarını artırsın inş.

MSG NEDİR ?


MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.
MONO SODYUM GLUTAMAT
Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
Olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticilerinin bir çoğu MSG'yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.
Bu madde Nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir
sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA
(Epilepsi)
Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) Yağ birikimi, doyma
mekanizmasında bozukluk,
obezite. Büyüme hormonu baskılanması. Pankreas hasarı, insülinde
artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar. Bu madde hamilelerde plasenta
bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara
maruz kalıyor.
Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği
CİPS'lerde çok kullanılmakta. Hazır köfte harçları, Et suyu
tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar, renkli yoğurtlar ve benzeri
bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki, Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri
insaf, merhametgibi duygularla asla çalışmaz
Onların amacı çok kar etmek, çok daha büyümektir
Bu mamuller, al benisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda sunulur.
Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça rastlarsınız.
Sadece maddesel tadıyla değil, görsel yollar ile de beyinlerimize
kazınır adeta.
Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu ürünleri çok pahalıya
tükettiğimizi görürüz.
Mesela Cips. Semt pazarlarında 3 kg . patatesi 1 TL ye alabilirsiniz.
Oysa ki 50 gram CİPS 1 liradır.
Yani 1 kg . Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında bile değiliz.
Olumsuz etkileri de cabası. bu mamulleri üretenler !...
Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik
ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?
Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacak olursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler,
çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan çocuklar, obez çocuklar,
asabi çocuklar,
9-10 yaşında buluğ çağına girenler, çeşitli nedenlerle engelli
doğanlar ve bu sayının
ülke nüfusunun % 12'sine çıkması ve benzerleri.
Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar. Hastalıkları
üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler.
Bu da madalyonun diğer karlı yüzüdür. Karbondioksitli meşrubatlardan,
sakıncalı hazır gıdalara varana
kadar bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumun
ciddiyetini anlayabilenimiz var mı?
Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında
yetersiz kaldığından,
yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.
Emperyalist devletler, egemen olmak istedikleri toplumun eğitimli
olmasını istemezler.
Onlar için önemli olan kendi halkları ve elde edeceği yeni sömürü
kaynaklarıdır.
Her yıl eskiyen, yaşam kaynakları azalan, küresel ısınma ile kuraklık
tehlikesi yaklaşan bir dünyada,
Küresel güç olan emperyalist devletlerin acımasızlığının arttığı bir dünyada,
Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada
yaşadığımızı asla unutmamalıyız.
Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşadığımızı da asla unutmamalıyız.
Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.
YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN !.....

25 Mart 2010 Perşembe

TAM BİR YIL OLDU

ULAŞTIN ARZULADIĞIN SONSUZLUĞA
SONSUZLUĞUN SAHİBİ OLAN ALLAHA
PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATİ ULAŞSIN RUHUNA
MEKANIN ONUN YANI OLSUN BAŞ UCUNDA...
(innalilalhi ve innaileyhi raciun )yazacak çok fazla bişey yok sözlerin bittiği an bu andır unutmayacağız seni mekanın cennet olsun.

 ÜŞÜYORUM
Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..

Muhsin Yazıcıoğlu

Canım kızım


Dün gece Anneciğim seninle yatmak istiyorum dediğinde hayır diyemedim her zamanki gibi.....Sarıldık biraz konuşduk yatakda.Öyle güzel cümleler kurdun ki karşımda kocaman bir genç kız var sandım.
Anneciğim beni bakıp büyüttüğün için ,bir yerimi acıtmadığın için ,bana iyi baktığın için teşekkür ederim dediğinde nasıl duygulandım.Babamız  edebiyatçı olduğu için şimdiden edebiyatın süperrrr bu arada:)))Bende sana teşekkür ettim beni fazla üzmediğin için.Canım kızım Rabbim yazından güldürsün senin yaşayacağın bütün sıkıntıları ben yaşamak isterim.Ben seni çok seviyorum.Rabbimde seni sevdiklerine sevdirsin inş.

Acun ve Coco cola

Akşam tv  izlerken  reklamlarda ki müzik için  Yetenek Sizsiniz deki müziğe benziyor dedim.Karakuzuda hemen anne:ordaki abinin yüzü Coco cola satması için çok uygun ,yüzünden kola fışkırıyor gibi dedi.Acun abi duymasın tabi..Gerçi kendisi iyi bir pazarlamacı olabileceği söylemiş ama benim Karakuzu bile ondaki satış yeteneğini keşfetti yaa. Çok güldük.Cola reklamından mı aklında kaldı nedir.Ama yüzden kola fışkırması nasıl oluyor anlamış değilim :))

:)))

Hayata Dair Bir Öğüt

                                                        
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama Yarım saat erkene kurulsun saatin..
Kedi gibi gerin ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç yağmur da olsa fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..

Ayakkabıların boyalı olsun kokun mis
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle karşına ilk çıkana gülümse aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine dünden önceki günden
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla
Ohhh şöyle bir hafifle...

Bir güzel kahve ısmarla kendine seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan güneş varsa ısın hatta üşü hava soğuksa
Yürü yürürken sağa sola bak öylesine değil görerek bak
Çiçek görürsen kokla köpek görürsen okşa çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonraşöyle bir düşün kimler sana yol açtı
Sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra arayabilirsen ara
Hatırlarını sor öyle laf olsun diye değil kucaklar gibi sor..

Bu sadece onların değil senin de yüreğini ısıtacak yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun
Yemeğin ne olursa olsun masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada...
Ailecek kurulun sofraya öyle acele acele değil vazife yapar gibi hiç değil
Şöyle keyife keyif katar gibi lezzete lezzet katar gibi
Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının.

Gece evinde dostların olsun
Sohbet mezen kahkahan içkin olsun
Arkadaşım hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun !..
Can YÜCEL

24 Mart 2010 Çarşamba

CAN ÖZÜNDEN BESMELEYİ ÇEKMİŞ ADAM GİBİ ADAM

O bizim yüreğimiz, bizim duruşumuz, bizim sesimizdi.
Zaman zaman geri dönenler olsada, o bizim hiç geri adım atmayan cesaretimizdi. Bir çoğumuz Dünya telaşı ile yalpalarken,o cetvelle çizilmiş gibi dümdüz yolunda ilerleyen gölgemizdi. Hiç eğilmeyen başımız, hiç zedelenmeyen onurumuzdu”
Türkiye bir “Adam Gibi Adam” ı daha yitirdi…
O bir liderdi... Daha bıyıkları terlemeden girdiği davadan saçları ağarmadan ayrılmak zorunda kaldı..
Türk-İslam Ülküsü’ ideolojisinin, ‘İlah-i Kelimatullah’ ve ‘Nizam-ı Alem’ davasının tavizsiz bir neferiydi.
Beyefendi duruşu,lider karizması,mütevazi kişiliğiyle bizden biriydi…
İman ehli,İman eri,örnek bir Müslümandı…
“Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum” diyordu yıllar önce soğuk ceza evi odasında yazdığı şiirinde,
Ki o ceza evinde yatmasının tek nedeni tam bir MÜSLÜMAN – TÜRK olmaktı…
Ve ulaştı sonsuzluğun sahibine Muhsin Başkan…
“İnna Lillahi ve inna ileyhi raciun” Ayetinde buyryuduğu üzere hakka döndü O’da.
Dağ gibi bir adamdı,bir dağda son buldu yaşamı…Onada zirveler yakışırdı zaten,
İzlediğim bir roportajında gazetecinin bir kendisine
“Hiç iktidar olamadınız,bu başarısızlığın sebebi nedir” diye sorduğunda
Bilinen gülümsemesinin ardından şu cevabı verdi.
“Yarın ilahi huzura çıktığımızda bize – neden iktidar olamadınız- diye sorulmayacak,nasip değilmiş,başarısızlık iktidar olamamak değildir,Hak bildiğimiz yolda ilerledik”
Onu sevmeyenler dahil herkes mertliğini yiğitliğini kabullenmişti.
O’nu kaybettik…
“BETON SOĞUK ÜŞÜYORUM” diyordu eylül zindanlarında…
O üşüyordu, herkes üşüyordu üşüyorduk. Bir nesil üşüyordu zindanlarda aslında.
Ülkesine ve ülküsüne sevdalı olmanın bedelini ödüyordu zindanlarda, yinede vazgeçmedi hiçbir inancından.
Ne sevdalarından vazgeçti, ne ülküsünden. İnandığı gibi, dimdik yaşadı hep.
Direnmenin yaşamak olduğunu öğretti geride kalanlara.
Sızlanmadı bile uğradığı haksızlıklara.
Zindan da geçirdiği günlerde;
Avrupa’dan gelen İnsan Hakları Komitesi ceza evini dolaşıyor. İşkence görüp görmediklerini soruyorlar.
Koca Reis ve arkadaşları, “Kendi devletimizi yabancı birisine şikayet etmeyiz” diyorlar. “İşkence oldu mu?” deyince, “Türk devleti işkence yapmaz. Bu bizim iç sorunumuzdur” diye milli bir duyarlılıkla konuşuyorlar.
Yabancılara şikayeti onurumuza yediremiyorlarz. “Bu milli gururumuzu incitiyor.” diyerek şikayet etmemekte direniyorlar.
Oysa öylesine ağır işkencelere maruz bırakılıyorlar ki,
-"Kollarım açık olarak, üzerime omuzumdan bir kalas bağladılar, -T- şeklini aldım. Bir sandalyenin üzerine çıkartıldım. Kalas tavanda bir yere çengellere asıldı, sandalye altımdan çekildi, havada sallanarak boşlukta kaldım. O şekildeyken elektrik verdiler..."-
Bir çok arkadaşı asılarak idam ediliyor,bir devlet kendi evlatlarını hoyratça ziyan ediyor…
Şuçlu bulunmuyor Koca Reis mahkeme sonucunda,tabiî ki mahkeme 7,5 yıl sürdükten sonra ne fayda…
Ömründen yılları çalsa bile bir defa şikayet etmedi kendisi devletinden,milletinden…
Okudu, yazdı, anlattı, bir rehber oldu yüz binlerce gencin ufkuna, reis oldu, ağabey oldu.
Hiçbir zaman erişilmez olmadı sevenlerine, hep yanı başlarındaydı,içimizden biriydi,
“Liderliğin dokunulmazlığı” değil, sıcaklığı vardı hep onda.
Harcanan bir neslin sembolüydü
O sağ-sol kavgaların da öldürülen, sakat kalan, ömürlerini zindanda tüketen, darağacına çekilen bir neslin sembolüydü
O zülüm nerden gelirse gelsin, başkaldıracak kadar cesur, hak nerden gelirse gelsin, kabullenecek kadar erdemliydi.
O… Başkaydı
O çünkü. Sıradan hayatların, bir iz bırakmadan gittiğini biliyordu.
Allah’ ın kendine verdiği kabiliyetlerin sorumluluğunu taşıdı hep, onun için hiç sıradan olmadı. Kendi orijinalliğini korudu.
Hep kendi oldu ve inandığı gibi yaşadı. Şimdi gitti…
Ölümü bile sıradan olmadı…
Yeryüzünü nokta nokta görebilen bir teknolojiye sahip dünyanın aslında ne kadar aciz olduğunu yüzümüze vura vura gitti…
Şimdi gönüldaşların üşüyor Muhsin Başkan,
Mekanın cennet olsun,
Biz ne seni unuturuz,
ne de o kahpe eylülleri…
FATİH ÖZ

Rabbim mekanlarınızı Cennet eylesin  sizi unutmayacağız.

23 Mart 2010 Salı

Yorgun Anne:)


Baharın gelmesinden midir nedir çok yorgunum hemde çooooook.Eve gider gitmez biran önce uyumak, dinlenmek istiyorum.Oysa benim için çok zordur bu....Her şey yerli yerinde takınsıyla büyümüş biri olarak yaşımız ne olursa olsun vazgeçemeyiz alışkanlıklarımızdan nedense....Kapıdan girer girmez koşdurmacaya başlarız.Üst baş değişecek,,kuruyan çamaşırlar toplanacak,makinaya çamaşır atılacak(bu arada çamaşırım hiç bitmez)  ,mutfakda bulaşık varsa yıkanacak karakuzunun dağıttığı odalar toplanacak, tuvalet banyo temizliğine bakılacak, çay yapılacak, yemek hazırlanacak  Karakuzuyla sohbet edilecek günü nasıl geçmiş, ne yemiş ,ne içmiş ,nerelere gitmiş sorulacak derken saat su gibi akıp gitmiş 23 olmuş bile.Sonrada Karakuzuyu hazırlayıp yatağına yatırıp derin bir uykuya geçecek iken karakuzuyu karşında  bulup "Anneciğim seninle yatabilirmiyim" demesine dayanamayıp sarılıp onu biraz uyuttukdan sonra tekrar odasına götürürken belimi incitmek.Tekrar uyumaya çalışıp tam içim geçmişken karakuzunun ağlama sesiyle yataktan fırlamak ve wc ye götürmek.Bütün bu gel gitlerin arasında bide bakmışım sabah ezanı okunuyor.Hadi tekrar kalk,tekrar yat  çalan saati susturup 5 dk daha kestirmek bide bakmışım  otobüsün gelmesine 20 dk kalmış ;koşdur koşdur hazırlan çıkmadan son kez karakuzunun üstü açıkmı diye kontrol edip  hızlı hızlı durağa gitmek.Ben bütün bunlarla uğraşırken babamız sadece öğrencilerinin yazılı kağıtlarını okuyup bilgisayarda sörf yapıp uyuyor.İş yerine geldiğimde baharın gelmesinden midir nedir oturduğum yerden civciv gibi ayakta uyuklayıp duruyorum:))))) Hemen bir sekersiz nescafeyle geldime gelip birşeyler atıştırıyorum.
 Bayan olmak özellikle çalışan bayan olmak çok zor.Bazen diyorum ki evde bütün bu işleri yapan biri olsa ben sadece dinlensem , karakuzumla gezsem hayal etmesi bile güzel geldi:))

17 Mart 2010 Çarşamba

"Sizce aşk nedir?"

En büyüğü 10 yaşında olan bir grup çocuğa "Sizce aşk nedir?"
diye sormuşlar..( Keşke büyüklerde çocuklar kadar farkında olsalar.)İşde alınan cevaplardan bazıları :
“Aşk, annemiz babamıza kahve yaptığı zaman ona götürüp vermeden önce kendisinin bir yudum içmesi ve tadının çok güzel olduğunu kontrol etmesidir.”
“Aşk kocamız çok terliyken ve kötü kokuyorken bile ona "Sen Bruce Willis'ten daha yakışıklısın" demektir.”
“Birine aşıksanız, kirpikleriniz hareket ettikçe gözlerinizin içinden yıldızlar çıkar.”
“Eğer aşık değilseniz "seni seviyorum" demeyin, ama gerçekten aşıksanız hep "seni seviyorum" deyin, hem aşıksanız hem de "seni seviyorum demezseniz çok ayıp."
“Benim anneannem sırtından hasta olmuştu ve eğilemediği için ayak tırnaklarına oje süremiyordu, dedemin de parmakları hasta olmasına rağmen anneannemin ayak tırnaklarına hep oje sürüyordu. Bence aşk budur.”
“Aşk birlikte yemeğe gittiğimiz zaman sevgilimizin kendi kızarmış patateslerini bizim tabağımıza koyması ve bizim tabağımızdan hiçbir şey almamasıdır.”
"Aşk, biri sizi ne kadar kırmış olsa da sırf o üzülür diye ona kötü bir şey söylememektir.”
“Aşk çok yorgun olduğumuzda bizi gülümseten bir şeydir.”
“Sizin adınız size aşık olan birinin ağzından daha değişik çıkar, o size adınızı söylediği zaman "benim ne güzel adım var" diye düşünürsünüz...”

10 Mart 2010 Çarşamba

Süt dişlerimiz

Cumartesi akşamı arkadaşın bebişini görmeye gitmişdik.Kızım bebeğin emziğini vermeye çalışırken kendi ağzını da aaaaa diye açınca ön dişinin arkasında bir diş daha gördüm.Nasıl farketmedik! üstelik ön alt dişi daha sallanmıyordu bile Aslında çok üzüldüm baya bir arkadan çıkmışdı .Telmi takılacak tı?Süt dişleri gayet düzgün çıkmışken neden kalıcı dişler baya bir geriden çıkıyordu..Artık pazretsi akşam iş çıkışı dişçiye gittik.Arkadaşlar süt dişlerine iğne vurulursa kalıcı dişler çıkmaz demişlerdi .Kafama takılmışdı doktora sorduğum da:.İğne yapmam gerekiyor çünkü dişi sallanmıyor ve arkadaki dişin yerine oturması için bunu çekmem gerekiyor ; halk arasında yanlış bir inanış var böyle ama bu gerçek değil ve telede gerek yok bu gayet normal bir olay zamanla dil dişi iter yerine dedi de rahatladım Karakuzumu sık sık dişçiye götürmemin de faydasını gördüm.Maşallah. iğneden de doktordan da korkmadı ..6 yaş dişlerimizde patlamış onlarıda görmüş olduk.Flour hakkında buradan daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.Çocuklarda erken diş dökülmesi genetik veya kemik yaşıyla alakalı olurmuş.Süt dişleri çıkarma sırasına göre dökülürmüş bunları da öğrenmiş oldum.Dişlerimizi de biriktiriyoruz .Şimdilik 2 dişimiz var elimizde:))


ZYMAFLUOR Tablet NovartisKullanım Şekli:
Günlük doz 6 ay 2 yaşına kadar olan çocuklarda 1 tablet; 2-4 yaş arasında olanlarda 2x1 tablet; 4-5 yaş arasında olanlarda 3x1 tablet ve daha büyük olanlarda 4x1 tablet kullanılır..Bebeklerde içme suyuna atılılabilir.

8 Mart 2010 Pazartesi

Örgü çorap kalıbı

5 Mart 2010 Cuma

Tuba Ağacı

Cennette öyle bir ağaç var ki bir süvari gölgesinde yetmiş yahut da yüz sene gider (de bitiremez). O huld -ebedilik- ağacıdır... Cennette bir ağaç var ki, bir kimse dört yaşına girmiş bir dişi deve yavrusuna yahut da beş yaşına girmiş olan bir dişi deveye binmiş olsa da sonra ağacın dip tarafındaki gövdesini dönmeye başlasa hareket ettiği yere ulaşmadan deve ihtiyarlayarak düşer... Onun taze dalları cennet surlarının ötesindekilere ulaşmaktadır. Cennetteki her ırmak muhakkak o ağacın dibinden çıkmaktadır... [Tezkireti'l Kurtubi, s. 311/513]
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (Yasin Suresi, 56)

Cennette bir ağaç vardır ki, binekli bir kimse yüzyıl gölgesinde yürüse onu katedemez. İsterseniz şu ayeti okuyun: "Daimi gölgededirler, çağlayıp duran su başlarındadırlar." [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 427/9]

Kuran'da "gölge içinde olmak"tan bir cennet nimeti olarak şöyle bahsedilir:
İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız... Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe' sokacağız. (Nisa Suresi, 57)

Takva sahiplerine vaat edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir. (Rad Suresi, 35)

Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler. (İnsan Suresi, 13)

Muharref İncil'de de cennetten bahsedilirken, Kuran'daki tariflerle mutabık "... Ne güneş ne de kavurucu bir sıcaklık onları çarpacak." ifadesi yer almaktadır. (Yuhanna'ya Gelen Esinleme, 7. bölüm, 16)

Cennetteki doğal güzelliklerin tarif edildiği pek çok hadiste Tuba ağacından ve onun özelliklerinden bahsedilir. Bu ağaç hakkında Peygamberimiz (sav)'in tarifleri şöyledir:... Tuba cennette bir ağaçtır. Büyüklüğü yüz yıllık yer tutar. Ve cennet elbiseleri de onun tomurcuklarından yapılır. [Ramuz el-Ehadis-2, s. 313/7]

Tuba ağacı benzersiz özelliklere ve görülmemiş bir genişliğe sahiptir. Bunun yanı sıra dünyadaki sebeplerin geçerli olmadığı cennet ortamında cennet elbiselerinin de bu ağaçtan yapıldığı ifade edilmektedir. Başka hadislerde de Peygamberimiz (sav)'in cennetteki ağaçlarla ilgili tarifleri ise şöyledir:
... Cennet ağaçlarının dip gövdesi inci ve altın, yukarısı da meyvedir. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 315/523]

Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın. [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 427/10]

Cennetteki ağaçların mahiyetini soran bir sahabeye Peygamberimiz (sav)'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir:
Bu ağaçların dalları kurumaz, yaprakları dökülmez, suyu kaybolmaz, meyvesi tükenmez. [İlahi Dinlerde Cennet İnancı, s. 54]

  Kökü semada, dalları yerde, meyvesi hiç tükenmeyen  yapraklari seffaf ve ALLAH c.c isimlerinin üzerinde yazili oldugu   söylenir.Rabbim tuba ağacının gölgesinge gölgelenmeyi  bizlerede nasip eder inşalalh..selam ve dua  ile hayırlı Cumalar...

4 Mart 2010 Perşembe

Blok Flüt Notaları ve Karakuzum

Karakuzum resim  yapmayı sevdiği kadar notalara da çok meraklı. İlk olarak mızıka çalarak müzik hayatına atıldı.:)) Benden  mızıka istediği zaman çok şaşırmışdım . Aradım ve buldum sonunda tabii.Çalmayı denedim  beceremedim. Acaba bunu çalabilecek mi? dedim.Görevli bayanda :çocuklar çok daha iyi çalıyor dedi.Aynen dediği gibi o kadar güzel mızıka çalıyor ki.Aslında ben bile  beğendim .Mızıkayı ilk defa Menekşeyle Halil dizisinde dinlemişdim ve beğenmişdimŞimdi tutturdu  Gitar al  Anneeeeee demeye.İyi ki üstümüz boş şimdilik ;yoksa komşular şikayete gelecek.Üstelik ben bide dayanamıyorun bazen .Ney çalmasını öğrense bari de biraz rahatlasak:))))


ARKADAŞIM EŞŞEK
re mi fa re do
re mi fa re do
re mi fa re do re
re re la la sib sib sib la sol sol sib sib la
sol sol sib sib la
la sol fa
mi mi sol fa mi re2
re 2re2 do2 do2 sib sib la
sol sol sib sib la sol fa
mi mi sol fa mi re

OYNAYA OYNAYA
sol fa mi re re re fa mi re mi fa sol la
sol fa mi re re fa mi re do do
sol la sib do do sib do
sol do do sib sib do
sib sib la sib do la sol sol la fa mi fa sol

MAÇKA YOLLARI
sol sol sol sol sol sol sol fa mi fa mi re re re
fa mi fa mi re do sol
fa mi fa mi re re re

3 Mart 2010 Çarşamba

HADİS-İ ŞERİF

Aldığım bir maili paylaşmak istedim
Peygamber efendimiz demiştir ki birisi öldüğünde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken,son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının yanında durur.
Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer Definden sonra herkes evine döner, Münker ve Nekir adlı iki özel Melek gelir,öleni kişisel mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere ,göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır.Güzel kişi der ki.”O benim refakatim,O benim dostumdur,hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam.Eğer siz sorgulama iç in görevlendirildiyseniz,görevinizi yapınız.Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar terk edemem.
Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki, ”Ben, bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur’anım.
Endişe etme,Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın.
Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Meleul Aladan(semadaki meleklerden)misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar.
Allahın Resulu(SAV) demiştir ki:Hesap gününde ne bir Peygamber,ne de bir melek, Allahın indinde Kur’andan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır.
Lutfen bu hadisi herkese gönderiniz, çünkü Resullah(SAV) demiştir ki: “Bir beyit dahi olsa benden olan bir bilgiyi iletiniz”.Allahın lütfu hepimizin üzerine olsun.
AMİN

Yaz gelmiş

Yaz mevsiminin gelmesinin dört gözle bekleyen Karakuzum duygularını ne güzel anlatmış.Hava hep kapalı veya yağmurlu olduğu için oyun bahçesine  de gidemiyoruz .Evde de canı sıkılıyor tabiii.Karda yağmadı bi kardan adam yapsak.Gelelim resmimize:
Gökyüzünde masmavi bulutlar.yemyeşill ağaç ,gülümseyen bir ev...Tam öğle zamanı olmalı ki güneş tam tepede .Nalan  takmış çantasını koluna dolaşmaya çıkmış ama başına güneş geçecek haberi yok.:) Evin çatısı bulutları selamladığı için boyamak istememiş. Bende böyle bir güneşli bir günde bacaya duman eklemdim ne alakaysa:)) Karakuzum resimlerinde ki en dikkat ettiğim şey hep uzun bacaklı kızlar yapması ....
Gerçi sadece Nalanın bacakları  değil her şey uzun bu resimde .Ağacın gövdesi çok uzun ,ev uzun ..Tabi karakuzumun kendisi de yaşıtlarından uzun ya onu anlatmak istemiş galiba .Kendisinden kısa olan herkez ona göre küçükdür.Nalan gerçekden süslü ve özgür bir kız mavi gözler ve mavi dudaklar .Kendine özgü bir imajı var işde.......:)))

1 Mart 2010 Pazartesi

İyilik yap denize at balık bilmezse Halık bilir

 
Atalarımız ne güzel söylemiş .Büyüklerimiz tavsiye etmiş .
Efendimiz s.a.v. buyurmuş .Ayetlerle sabit olanda budur .
İnsan Allah için severse terkedilmek korkusu olmaz .
Allah için iyilik yaparsa karşılık beklentisi olmaz
Niyet Allah rızası ise hiç bir karşılık beklemez ve bir teşekkür bile talep etmez.karşılığında haksızlığauğrasa bile nakörlükle karşılaşsa bile iyiliğe devam eder .
Çünkü o Allah için yapmıştır yine Allah için yapmaya devam eder .
Ne güzel değilmi??YAzmak ne kolay !! Yapmak ise zordur .
Nefsimizi bir yoklayalım bakalım bu doğrultuda nerededir .
Acaba bu tavsiyelere uymada sınıfta mı kalmıştır .
Yoksa hiç değilse biraz yol almışmıdır .

Bir hadisi şerifte:Ey Resulullah!
Neden herkesten çok Ali' yi seversin?

Efendimiz s.a.v.:Neden çok sevdiğimi anlatayım mı?
-Anlat derler.Efendimiz s.a.v.sorar:
-Sizlere sormak isterim; birisi size kötülük yapsa ne yaparsınız?
-İyilik yaparız efendim derler .
-Yine kötülük yaparsa?
-Yine iyilik yaparız.
-Soruyu tekrar eder;
Yine kötülüğüne devam ederse?Cevap verirler:
-Düşünürüz Ya Resul derler.Peygamber:
-Çağırın Ali'yi diye buyurur.Hz. Ali gelir, Peygamber Hz. Ali' ye sorar;
-Ya Ali! birisi sana kötülük yaparsa sen ne yaparsın?
Cevap verir;
İyilik yaparım, der. 7 kez tekrar eder.Hz. Ali 7 kez "iyilik yaparım" der.
Son defa sorunca da o iyilikler şahı şu mükemmel cevabı verir;
-Ya Resulullah! Kötülük yapan kötülüğünden usanmıyorsa, ben iyilik yapmaktan niye usanayım ki .!der.
Efendimiz s.a.v. soru soranlara döner ve "neden çok sevdiğimi anladınızmı" der .
لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.
Buhârî, Edeb, 57, 58.

Yerli Malı 7

Bu gün öğle arasında  iş yerindeki arkadaşlarla yerli malı haftamızın 7 .cisi kutladık.O kadar çok yedik ki patlamak üzereyiz:)))İlkaycığım seni aradı gözlerimiz.Gelmeyince senin yerine de yemek zorunda kaldım dedim ya patlamak üzereyim :)))) Keşke gelseydin

Yaş pastamız ve köftemiz


Cuma akşamı arkadaşla sohbet için  bende toplamışdık.Ama o gün aynı zamanda karakuzumunda doğum gününe denk gelmişdi.Kutlamak gibi bir niyetim vardı ama o akşam değildi.Hilal arkadaşım ben yaşpastasını yaparım  yine kutlarız sonra dedi.Hiç hazırlığım yokdu sadece portakallı kek yapmışdım.Neyseki komşum betül 2 tepsi  mercimekli köfte yapmış. Ee yaş pastamız da vardı.Hazır arkadaşlarda gelmişken afiyetle yedik.Yapanların ellerine sağlık...Pastamızın tarifi i Hila'in El Emeğinde anlatılmış.Çok teşşekür ediyorum.


Betül komşum sanada ne kadar teşşekür etsem azdır.Çok güzeldi herkez beğendi.Tekrar ellerine sağlık.