“Çocuklarınızı çokça öpün! Her öpücük karşılığında cennette bir derece alacaksınız.Hz. Muhammed (s.a.v.)

31 Aralık 2009 Perşembe

Yıllar ne çabuk geçiyor



Daha dün gibi seni ilk kucağıma alışım .Küçücüktün bir tarafını incitecem diye korkuyordum..Hayatımda keşke dediğim  şeylerin başında sana fazla vakit ayırmamış olmam geliyor.Doya doya koklayamadan kocaman oldun.Hayat ne kadar hızlı akıp geçiyor ne zaman bu yaşa geldiğimi bile anlayamadım derler ya aynen öyleyim bende.Saçlarımdaki beyazları görünce Anneciğim yaşlı bir anne istemiyorum yaşlanma deyip ağlamışdığın için saçlarımı boyuyorum şimdi......Anneciğim işe gitme diye ağlamalarını unutmuyorum.Dediğim gibi sana yeterince vakit ayıramadığım için seninle saklanbaç oynayamadığım için hakkını helal et karakuzum benim.Yeni yılda 5 yaşına gireceksin.Daha nice yıllar birlikte geçirmek dileğiyle İyiki varsın seni çok seviyorum. KARAKUZUM.
Ve herkeze mutlu yıllar herşeyin gönlünüzce olması dileğimle....

Kirlenen fayans arası derz dolgusununun temizliği

Şu aralar derz dolgu temizliğine takmış durumdayım.Krem derzleri beyaza çevirmişdim.Meğersem silikonlu derz dolgusu yapmak lazımmış .Şimdi çok kolay bi çözüm bulmuş durumdadayım.Çok küçük olan beyaz yağlı boya aldım .Bunu çok az tinerle inceltip suluboya fırçasıyla lekeli  yeri biraz kazıyıp peçeteyle kuru olarak silip boyayı sürüyorum en kolay yöntem bu bence.Leke olmasa bile dolgu kolayça çıkabiliyor.Çıkan yerede hemen şip şak sürüyorum.Çok kolay  dolabımda boyam ve fırçam hazır durumda:))).en iyisi yağlı boya.Fayanları temzilerken kesinlikle çamaşır suyu veya porçöz kullanmayalaım .Çünkü bunlar dez dolguları eritiyor.Arap sabunu  en iyi temizleme yöntemi hemde kansorejen değil.Ama internette araştırırken bazı derz dolgu temizleyicileri de buldum ama denemedim.Bide derz dolgu kalemleri var ama bence pahalı ve küçük.

Sihirli Sıvı - Banyo ve Fayans

Lavabo, banyo ve mutfaklarda oluşan inatçı pas, mantar, küf, kireç ve sabun artıklarını, derz kirlerini ve daha birçok kiri yok eder! Düşlediğiniz hijyeni sağlar.Sihirli Suyu kirli bölgeye dökün, bir bez veya sünger yardımı ile yüzeye yayın. Maksimum sonuç için en az 2 dakika bekleyin.İnatçı lekelerde daha uzun bekletilir.




Dr.Clean derz temzileyici sadece derz dolgularının temzilemek için üeretilmişdir.Büyük yapı marketlerde satılıyor.Fiyatı 8 tl.

Biberli poğaça

Fırından yeni çıkan sıcak sıcak poğaçalarım.Tarif sevgili Taze Nane'den denedim  ve çok beğendim.Sabahları işe gelirken hep dışardan poğaça almak zorunda kalıyordum.Şimdi kendi yaptıklarımı götürüyorum. :))

Malzemeler


  • 2 su bardağı ılık süt
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 paket yaşmaya
  • 2 çay kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı tozşeker
  • 2 yumurta
  • alabildiği kadar un
içi için
  • biraz beyaz peynir
  • maydonoz
  • toz kırmızı biber
Yapılışı

İlk önce mayamızı sütle eritiyoruz ve kulak memesi yumuşaklığında hamur hazırlıyoruz.Mayalanması için biraz bekletiyoruz.İçini hazılıyoruz.İçinde aslında 3-4 adet kırmızı ve yeşil biber ,domatesde var ama ben sade bir iç hazırladım.Ama kırmızıve yeşil biberlede deneyeceğim.Hamurdan  ceviz büyüklüğünde parçalar alıp elimizle biraz açtıkdan sonra içini koyup yuvarlıyoruz.Üzerine yumurta sarısı ve çörek otu koyup 20 dk.bekletiyoruz
180-200 derece arasında üzeri kızarıncaya kadar bekletiyoruz.Ve hemen sıcak sıcak mideye götürüyoruz.Bekleyince güzel olmuyor.Bu nedenle biraz soğudukdan sonra poşetleyip dondurucuya koyuyoruz.Dolapdan çıkınca tava da yada fırında ısıtabiliriz..

30 Aralık 2009 Çarşamba

Yerli Malı 5



Bu öğlen arasında iş yerindeki bayan arkadaşlarımla Geleneksel Yerli Malı Haftasının 5.cisini kutladık.:))Geleneksel diyorum çünkü bunu ayda bir  aklımıza geldikçe şimdilik sürdürüyoruz.  Toplam 8 kişiyiz ve 4 erli 2 gurup oluşdurduk .Herkez değişik bir şeyler yapıyor.İş yerinde gerçi yemek veriyorlar ama kendi yaptıklarımızın yerini tutmuyor çalışdığımız için pek gezmeyede gidemeyince  böyle haftalar düzenleyerek kendimizi günlerde felan hissediyoz işde ....:))

Ayçöreğimiz,kısırımız,mahleplikuru pastamız.kurabiyemizve kekimiz.Bu sefer iki arkadaş birbirinden habersiz kısır yapınca  fazla oldu  kendi katımdaki arkadaşlara da ikram ettim pek hora geçti arkadaşlar sildiler süpürdüler:)))

Peri arkadaşımız oruç olduğu için ona ayırdık ama yinede buruk geçti.Keşke İlkayımız da Kezbanımızda  olsaydı soframızda ,neşemizde daha iyi olurdu ama yeterki gönüller bir olsun.değilmi canım :(((Ay çöreğine bayıldım  Celileciğim.En kısa zamanda yapmak istiyorum.Bütün arkadaşların ellerine sağlık.

Portakallı Kek


Hafta sonu arkadaşlarıma yaptığım meşhur kekim,meşhur diyorum çünkü en iyi yaptığım şey kekim ve kısırım dır:)))Biraz övünmek gibi oldu ama hoşgörün işde

Malzemeler



  • 2 oda sıcaklığında yumurta,

  • 1 su bardağından biraz fazla ılık süt,

  • 1 su bardağından bir parmak eksik  sıvı yağ

  • Bir buçuk yemek kaşığı buğday nişastası,

  • 1 elenmiş vanilya,

  • 1,5kabartma tozu,

  • 2,5-3 su bardağı elenmiş un (hamur koyu tahin kıvamında olacak),

  • 1 su bardağı şeker,

  • 1portakal kabuğu rendesi,


Yapılışı
  •  Derince bir kapın içine önce yumurtalar kırılır sonra süt yağ şeker eklenir telle   iyice çırpılır.Sonra diğer malzemelerde karıştırılır.Biraz daha çırpılır.Mikserle yapacağımda bütün malzemeleri aynı ayna koyup çırparım hiçbir sorun yaşamadım.Aslında keklerde önce yumurtayla şeker iyice çırpılır deniliyor ama inaki hiç gerek yok .Telle elde hepsini karıştırmak zor olcağı için yumurtayla şekeri önce çırpmak daha kolay oluyor tabi.
  • Kalıbımızı sıvı yağla iyice yağlayıp unluyoruz.180 derecede üzeri kızarana kadar bişiriliyor Ama ilk yarım saat fırının kapağı hiç açılmaması gerekiyor. Çünkü  açıldığında  kabaran kek sönüyor.30 dk sonra fırını açtığımızda kekeimizim içinin pişmiş olup olmadığını anlamak için keke bıçak batırıyorum eğer bıçağa hamur yapışmışsa içi daha pişmemiş demek oluyor ve biraz daha bekletiyorum.Çıkmasına yakın kekin üstünün iyice kızarması için en üst rafa yerleştiriyorum.Dediğim gibi üzeri iyive kızaranca çıkarıyorum ve hemen bi tepsiye su koyup içine kekimizi koyuyoruz iyice soğuduktan sonra kekimizi ters çevirip çıkartıyoruz
  • Önceleri bir bardak sıvı yağ yerine margarinle yapıyorum.Bir tüm margarinden 2 parmak kadar kesip diğer büyük parçayı oda sıcaklığında iyice eritiyordum veya tavayı ateşde iyice kızdırıp altını kapatıyordum .İçine margarini koyup yumuşatıyordum .Margarini ateşin üstünde eritmemek gerekiyor.Aslında margarinle daha güzel değişik bi tat oluyor ama zararlı diye kullanmayı bırakdım.
  • Afiyet olsun .

29 Aralık 2009 Salı

Kırmızılımm


Karakuzum ne bulduysa giymiş ,örtmüş  biraz değişik bir stil oluşturmuş .Yaşlı nineler gibi  de  oturmuş mandalina yiyor. Afiyet bal şeker olsun iyiki varsın  canım..Seni verdiği için Rabbime binlerce kez teşşekkür ediyorum .
Neneye benzemişken karakuzumun aklına takılan bir sorunuda yazmadan geçemedim tekrar öğlenki yazıma dönerek  bi not düşmek istedim.Geçenlerde bana bi soru sordu .Anneciğim bana yaşlanınca ne diyecekler? Hiç Beyza adında bi yaşlı nine idmi duymadım ,bana yaşlanınca Dursun desinler dedi.(Dursun ona bakan teyzemizin adı:)Çok şaşırdım annesi  gibi nereleri düşünür .Bende anneciğim inşallah güzel bi evlilik yaparsın senin değerini bilen bi eşin olsun ,güzel güzel çocukların olsun, güzel bir hayat yaşa; sonra yaşlanınca da torunların olsun sana Beyza Nene desinler dedim.Hem o zamana kadar bir sürü senin adından neneler olur dedim.Ama çok duygulandım karakuzumun yaşlı halini düşünemedim .Çünkü ben yanında olamıyacakdım o zaman.Bunları yazarken gözyaşlarıma engel olamadım çünkü ölümü düşünmek üzüyor beni.....Rabbim kızımın mürüvetini  ve torunlarımı görmeyi nasip eder inş..Amin.Bu açıdan düşününce hep daha  erken evlenmediğime üzülüyorum işde......:(((

Dekoratif Danteller 1

Bu sabah  internette gezerken kendimi danteller arasında buldum.Her ne kadar dantel örmesi  pek sevmesemde  bazılarını yaparım belki diye kaydetmedende duramadım.Örmesini  pek sevmemde kullanmasına bayılırım bu arada:)))


        Çok şık ve sade bir model ilerde karakuzuma yapabilirim diye arşivime koydum Daha ayrıntılı  buradan bakabilirsiniz


Elma çiçekleriyle süslenmiş pembe dantel aşkı için buraya buyrun lütfen.Gerçekden pembeyle harika olmuş hemde çok basit.  örecek olanlara kolay gelsin:))

25 Aralık 2009 Cuma

" BU DA GEÇER YA HU



Sultan Mahmut bir gün vezirlerinin hepsini toplayıp, bana bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle birşey yazdırın ki ona her baktığımda, hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim diye buyurmuş.
Vezirler toplanmışlar dört bir yana haber salmışlar. Sonunda bir gün yüzükle sultanın karşısına çıkmışlar, yüzüğü vermişler. Sultan Mahmut tamam işte bu demiş. yüzüğün üzerinde
  " BU DA GEÇER YA HU"    yazıyormuş...
.Böyle bi yüzüğümüz yok ama üzüldüğümüzde  " BU DA GEÇER YA HU , ALLAH VAR KEDER YOK diyebilmemiz  dileğiyle...

22 Aralık 2009 Salı

Sallandık yine

İşe yeni geldim tam bilgisayarı açarken    öyle bir sallandıkki önce başım dönüyor sandım .Arkadaşlar ayakta sohbet ettikleri için hissedemediler ama ben sallanıyormuyuz diye seslendim .Arkadaşlardan biri kışın deprem mi olurmuş diye espiri yaptı.Ama benden başka hissedenlerde vardı..Ayaktayken hissedilmiyor.
Depremin yazı kışı olmaz tam unutmuşken yine yaşadık hemde baya bi sürdü sallanma.Hemen Kandili son depremleri açtım 08:.06 da Akdenizde 5,4 şiddetinde   39 km  derinlikde . Denizin baya bi altında olmasına rağmen 25katlı bina baya bi gitti geldi..Konya da bile hissedildiğine göre Akdenizin hemen yanındaki yerler baya bi etkilenmiş olmalı..Rabbim kimselere yaşatmasın.Amin...

18 Aralık 2009 Cuma

HANIMLAR !!!


Unutmayın... Bir toz tabakası, altındaki ahşabı korur.
'Bir ev mobilyaların üzerine 'seni seviyorum' yazabildiğinde gerçek bir ev olur .'

Yıllardır her hafta sonu, 'aman biri çıkıp geliverirse' diye en az sekiz saatimi her şeyin mükemmel görünmesine harcıyordum. En sonunda anladım ki, hiç kimsenin çıkıp geldiği filan yok; hepsi dışarıda hayatlarını yaşayıp eğleniyorlar !

ŞİMDİ, insanlar ziyarete geldiğinde, kendimi evimin durumunu izah etmek zorunda hissetmiyorum;
İnsanlar, benim daha çok dışarda hayatımı yaşarken ve eğlenirken ne yaptığımla ilgililer.
Bunu hala keşfedemediyseniz, lütfen tavsiyelerime kulak verin.

Hayat kısa, tadını çıkarın !
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın .......
ama onun yerine bir resim yapmak, bir mektup yazmak daha iyi değil mi, kurabiye ya da bir kek pişirmek, bir tohum ekmek toprağa, istemek ve gereksinim duymak arasındaki farkı keşfetmek ?

Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın, ama bilin ki çok zamanımız yok . . . .
içilecek bir kahveyle, yüzülecek bir nehir, tırmanılacak bir dağ, dinlecenek bir müzik, okunacak bir kitap, dedikodu yapılacak arkadaşlar, sürdürülecek bir hayat .

Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın,
ama bilin ki dünya gözlerinizi kamaştıracak güneşle dışarıda, saçlarınızın arasında gezecek rüzgarla, karla, sizi ıslatacak yağmurla... Bu gün bir daha yaşanmayacak.

Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın , ama hep aklınızda bulunsun, yaşlılık bir gün gelecek ve bu çok da hoşunuza gitmeyecek . . .
Ve bir gün bu dünyadan gittiğinizde - ki hepimiz mecbur gideceğiz - geride daha çok toz bırakacağız !

Bunu hayatınızdaki kadınlarla paylaşın.
Topladıklarınız değil, nasıl bir yaşam yaşadığınıza dair dağıtabildiklerinizdir hayat...

NOT: yazılanların malesef hiç birini yapamıyorum.Boş zamanlarım  hep temizlikle geçiyor,eşyalara ayırdımız zaman sevdiklerimize veya kendimize ayırdığımız zamandan daha fazla değilmi sizcede.....?

Manzum Hikaye

Duvar takvimin arkasından okuyup  beğendiğim hihayeyi paylaşmak istedim.Çok hoş ya...:))))

Birgün iki kızkardeş oturmuşlar sekiye,
Birinin adı Döndü, diğerinin Zekiye.

Büyük olan Zekiye, Döndü de küçük kardeş,
Hem kardeşmiş ikisi, hem de çok iyi sırdaş.

Başlamışlar sohbete, evliliğe gelmiş laf,
Aslı esası yok ya, hayal kurmuşlar saf saf.

Döndü başlamış söze, her sözünde incelik,
Bu işlerde usûldür, ablanın ya öncelik.

"Abla," demiş, "sen birgün, evlenip yuva kursan,
Bizleri unutmayıp, arada hatır sorsan...

Yuvan huzur, mutluluk, güzelliklerle dolsa,
Tencere yuvarlanıp kapağın bulmuş olsa...

Çocuğun olsa bir de, biraz zaman geçince,
Vakti, saati gelip, Mevlam nasip edince...

Erkek olsa bu çocuk, ismi ise Süleyman,
Büyüyünce olacak bir yiğit ki pek yaman!

Şöyle biraz büyüsün göndeririz çeşmeye,
Tembihleriz sıkıca, suya sakın düşmeye..."

Ama böyle der demez, içine bir kurt düşmüş,
Tatlı hayal bir anda faciaya dönüşmüş...

"Tutmayıp tembihleri ya düşerse o suya?
Yavrumun feryadını kim işite, kim duya?..

Süleyman o sularda boğulur da kalırsa,
Mevlam gencecik yaşta onu bizden alırsa..."

Döndü bunları deyip, başlamış ağlamaya,
Ağıt yakmış kendince yürekler dağlamaya...

Dizini dövüp demiş; "Salmanım Süleyman’ım,
Pehlivan olacaktı kara gözlü civanım...

Suya giderdi her gün hem salına salına,
Canlar feda eylerim ağzındaki balına...

Daha mürüvvetini görüp sevinemeden,
Gitti, ele methini deyip, övünemeden...

Ablamın gözbebeği, yeni yetmiş tazesi,
Vay ben de değil miydim onun bir tek teyzesi?.."

Döndü kız dövünür de Zekiye hiç durur mu?
Gayrı ana yüreği sükûnetle vurur mu?

O da kaldırıp vurmuş ellerini dizine,
Katılmış kardeşinin ağıtvârî sözüne;

"Anasının yanında buzağısı, danası,
Vay ben de değil miydim Süleyman’ın anası?"

İki kızkardeş böyle ağlaşmışlar bir zaman,
Şu acaip halleri gören olmasın aman!

Garip acı dinince, kendilerine gelip,
Eğlenmişler bu defa, yaptıklarına gülüp...
                 Hatice ÖZ

15 Aralık 2009 Salı

Kara kalem çalışmamız



  
Elele tutuşarak gezmeye giden iki arkadaş:))

İlk misafirlerimiz



Hafta sonu arkadaşım Kezban geldi eşiyle.Karakuzumda bende çok sevindik ;ne olsa yeni evimize gelen ilk misafirlerimizdi.Sevgili arkadaşlarım ilkay ,Filiz ve Keziban ev hediyesi olarak ayna takımı almışlar baktıkça hep onları hatırlamam için .Teşekkür ediyorum hepinize.Ethem beyede ayrıca  tşk ediyorum sonuçta takmak için matkapla  uğraşdı baya:)) Evet baktıkça sizi hatırlayacağım .

10 Aralık 2009 Perşembe

:)))

http://gulale.blogcu.com/ da  hoşuma  giden bir yazıyı paylaşmak istedim

 GÖRMÜŞ GEÇİRMİŞ HATTA ERMİŞ BİR DEDEYE SORMUŞLAR:
-DEDE, AİLENİN BAŞI KADIN MIDIR ERKEK MİDİR?
DEDE CEVAP VERMİŞ:
-"ERKEK BAŞTIR."
-PEKİ KADIN NEDİR?
-"KADIN BOYUNDUR,
BAŞI NEREYE İSTERSE ORAYA ÇEVİRİR...

Bayram gezimizden kareler

Bu yıl ilk defa kurbanımızı Konyada kesdik.Rabbim kabul eder inşallah..Benim için böylesi daha iyi oldu ,kimseye yük olmamış olduk.Bayramın ikinci günü memleketimize gittik, akraba ziyaretinde bulunduk . Birazda izin alınca bayramla beraber 10 günlük bi tatil yaptık.Ve her zamanki gibi dönüşde karakuzuyu hastalandırdım.Yeni doğan bebeklerin gözleri çapak olurda gözlerini açmakda zorlanırya aynen öyle oldu .Kulaklarımda ağrıyor deyince apar topar pazar günü acile gittik.Doktor gözleri mikrop kapmış dedi 2 damla verdi. Kulağı içindeantibiyotiğe başladık..Akşamları çayla, sıcak suyla pansuman yaptık damlalarıda düzenli kullanınca şükür gözlerimiz düzeldi.Biraz bilgisayardan ayrı kaldım mı hemen soğuyorum bloğumdan bunada üzülüyorum aslında:((
Teyzemlere gittiğimizde Reks de oradaydı.Yengem Ankara gittiği için oraya bırakmış. Ben biraz kortuğum için pek yaklaşamadım aslında bişey yapmıyo ama ben yinede huylanıyorum .Çok akıllı dediklerini hemen anlıyor ;.Ne kadar sevimli görünsede ben elimi bile süremedim.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Sabun alerjisi olduk.

Karakuzunun ellerinde kızarıklıklar olmaya başlayınca telaşlandım yaklaşık bir aydır devam ediyordu çünkü. Bayramda  memlekete gittiğimizde bi sorun yaşamayalım diye dün  cildiye ye gittik.Sabah erkenden kızımı hazırladım 7,30 çıkdık yollara, bizim servisle gelsin istedim.Randevümüz 9 daydı iş yerine geldik biraz durup çıkdık.Doktorumuz teklaş edilecek bi durum yok  sadece çok yıkamakdan ve antibaktariyel jel kullanmakdan olmuş.Sıvı sabun kullanmayın içinde boya maddesi var gliserinli veya zeytin yağlı  kalıp sabun kullansın  eli sabunlu kalmasın iyi durulansın ve krem kullanmalı dedi.Bir kerem ,bir hap bide şurup verdi.Domuz gribi olmayalım diye çok sık yıkayınca sabuna alerji vermiş cildi.Tabi antibakterijel jel de dahada artırmış.Neyseki korkulacak durum yokmuş ama sürekli olmasından korkuyorum.Bana çekmiş cildi çok kuru sürekli nemlendirmek gerekiyor kızımda krem kullanmayı hiç sevmiyor.

20 Kasım 2009 Cuma

Kara kuzu'ya mini yap-boz







     İnternette dolaşırken bi etkinlik sitesinde yap-boz yapımı vardı,denemek istedim.Önce resimi çıkardım sonra boyadım bi kartona yapıştırdım sonra kare kare kesip üzerini kalın şeffaf bantla kapladım. Hiç de fena olmadı.Arabada felan vakit geçirsin yolculuk sırasında; hem sayısıda az.Anaoku öğretmeni olmak istemişimdir ama nasip olmadı.Kızımın da eczacı olmasını istiyorum ama o şimdiden polis Ayşe ablasına özeniyor. Anne ben polis olacağım.Anneler çalışmaz sadece polisler çalışır diyor:))))

Zilhicce ayı

Kulların en güzeli Nebiler Serveri Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu günlerin kıymetini bize şu nûrefşan beyanıyla hatırlatıyor: "Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesi'ne denktir."

Ümmetine çok düşkün olan, onların affa mazhar olmaları için çırpınan Rahmet ve Şefkat Peygamberi'nden bir başka müjde de şöyle: "Allah indinde Zilhicce'nin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi (sübhanallah), tahmidi (elhamdülillah), tehlili (Lâ ilahe illallah) ve tekbiri (Allahuekber) çok söyleyin!"

Bu on gün içinde arefe gününün yeri ise bambaşka. Efendimiz (aleyhi ekmelü't-tehâyâ), arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyuruyor: "Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına kefaret olur."

17 Kasım 2009 Salı

HAYATA GEÇ KALMAYALIM...


İmam mezarlıktaki işini bitirmek üzereydi. O anda elli yıllık karısını kaybeden 78 yaşındaki adam: ' Onu ne kadar çok sevdim.' diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Yaşlı adamın yaşlı sesi mezarlıktaki asil sessizliği bozmuştu. Mezar başındaki diğer aile bireyleri ve dostlar şok olmuşlardı, şaşkınlık içindeydiler. Yetişkin çocukları, alı al moru mor babalarını yatıştırmaya çalıştılar:
'Tamam, baba. Seni anlıyoruz.'
Yaşlı adam gözlerini dikmiş, kazılan mezara yavaş yavaş inen tabuta bakıyordu...
İmam duasına devam etti. Törenin sonunda, aile bireylerini ölüm töreninin kapanışı olarak mezarın üstüne toprak atmaya çağırdı. Yaşlı adam hariç hepsi sırayla toprak attılar. Yaşlı adam hala: 'Onu ne kadar çok sevdim.' diye sesli sesli konuşuyordu. Kızı ve iki oğlu konuşmasını engellemek istediler, ama o devam etti: 'Onu sevmiştim!'
Kalabalık mezarlığı terk etmeye hazırlanırken, yaşlı adam gitmemekte direniyordu. Gözlerini mezara dikmiş, bakıyordu .Bir dostu yanına yaklaştı: 'Kendini nasıl hissettiğini biliyorum, ama gitme zamanı geldi. Buradan ayrılmalı ve kendimizi hayatın akışına bırakmalıyız.' dedi. Yaşlı adam çaresizlik içinde bir kez daha 'Onu ne kadar çok sevdim...' diyerek söylendi. 'Beni anlamıyorsunuz,' dedi dostuna 'ama ben bunu ona sadece bir kere söyleyebildim.'
Zil, çalmadığı sürece zil değildir .
Şarkı söylenmediği sürece şarkı değildir .
Sevgi gönlümüzde tutsak olsun diye yaratılmamıştır
Sevgi insanlara verdiğiniz sürece sevgidir ...

HAYATA GEÇ KALMAYALIM...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Hafta sonumuz

Hafta sonum herzamanki gibi temizlikle ve inşatçılıkla geçti.Duş teknesi yanlardan su sızdırıyordu .Ne kadar silokanlasak, tesisatçı çağırsakda istediğimiz gibi olmuyordu.Sonunda kaldırmaya karar verdik.Önce sucu geldi  sonra fayansı derken banyo darmadağın oldu.Yükseklik için bir sıra tuğla koydular üzerine duşakabini takdılar.Dünya varmış banyom sular altında kalmakdan kurtuldu.Ama bana da bir sürü iş çıkdı.Fayansıdan derz dolgu istemişdim oda bolca getirmiş nasıl yapacağımı anlattı.Eve oturnmadan boyasını beğenmediğim için ruloyla  eşimle beraber boyamışdık.Boyadan sonra derz dolgu yapmayada el attım.Boş zamanlarımda boyacılık ve derz dolguculuk yapmaya karar verdim duyurulur:)))))Banyoyu, wc yi ,antreleri hiç üşünmeden fayans aralarını yeniden yaptım.Canım çıkdı ama emeğime değdi.Mutfak kaldı onuda havalar ısınınca yapacağım.Ama kızıma zaman ayıramadığım için çok üzüldüm .Akşam anneciğim sabah işe gidecekmisin  deyince yüreğim sızladı.Söz kızım gelecek hafta  bütün zamanım sana ait  senden daha önemli hiçbi şey olamaz biliyorum ama sözlerimide tutamıyorum bazen .

15 Kasım 2009 Pazar

HARİKA BİR MESAJ!!!




Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alır.
Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.
O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı
Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli
- ' helal değildir ' diye bu kurbanı geri çevirir.
Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır .
Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder.
Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul
etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz.
O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas Veli'ye,
Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli'ye sorar.
Hacı Bektas da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir.
Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.
Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."

Böylesi tevazu ve incelikle,birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi
becerebilen bir insan olman/mız dileğiyle

14 Kasım 2009 Cumartesi

ALZHEİMER GÖZ TESTİ....

ALZHEİMER GÖZ TESTİ....
AŞAĞIDAKİ METİNDE BÜTÜN ' F ' HARFLERİNİ SAYINIZ...


FINISHED FILES ARE THE RE
SULT OF YEARS OF SCIENTI
FIC STUDY COMBINED WITH
THE EXPERIENCE OF YEARS...
(ŞİMDİ AŞAĞIYA BAKINIZ)
KAÇ TANE ' F ' SAYDINIZ?
3'MÜ?
HAYIR HATALI... METİNDE 6 TANE ' F ' VAR...
BU ŞAKA veya OYUN DEĞİL.
LÜTFEN YENİDEN OKUYUN!
BU OLAYIN ALTINDA YATAN GERÇEK AŞAĞIDADIR:
BEYNİMİZ 'OF' SÖZCÜĞÜNÜ SÜZEMEZ.
İSTER İNANIN İSTER İNANMAYIN.
GERİ DÖNÜP TEKRAR BAKIN!
İLK SEFERDE 6 ' F ' BULANLAR
ÜSTÜN DİKKAT DÜZEYİNE SAHİP KİŞİLERDİR (veya daha Önce bu testi GÖRMÜŞLERDİR!)

5 TANE ' F ' BULANLAR DİKKAT DÜZEYLERİ OLDUKÇA YÜKSEK 6 ' F ' BULANLARA ÇOK YAKIN KIMSELERDİR.

4 TANE ' F ' BULANLAR NADİR KİŞİLERDE GÖRÜLEN BİR DURUMDUR DİKKAT VE KONSANTRASYONU YÜKSEK NADİR KİŞİLERDİR.

3 TANE ' F ' BULANLAR SIRADAN NORMAL DİKKAT DÜZEYİNE SAHİP KİMSELERDİR.
3 TANEDEN AZ ' F ' BULANLAR İÇİN TESTİ DÜZENLEYENLERİN SÖYLEYECEK BIR ŞEYİ YOK!...

ZATEN ŞU ANDA NASIL BİLGİSAYAR KULLANDIKLARINA ŞAŞMAK LAZIM!
BU TESTİ LÜTFEN ARKADAŞLARINIZA GÖNDERİN veya TAVSİYE EDİN...

12 Kasım 2009 Perşembe

Taşındık

    Nihayet geçen hafta pazatresi (2 kasım) da yeni evimize taşındık.Hiç bir yıllık iznimi tatil olarak kullanamadığıma yanarım .Ya anneme temizlik için ya ev boyaması ya evtemizliği için.Bu seferde taşınma için kullandım birazını.Yoruldum hertarafım dökülüyor resmen bittimmmmmm. Belimi sakatladım oturdummu kalkamıyorum.korse kullanınca biraz iyiyim şükür...Ama nihayet kendi eveimdeyim artık ne evsahibi korkusu nede kira derdi olmayacak ama borcumuzu ödeyene kadar banka korkumuz hep olacak.Rabbim herkezin yardımcısı olsun. Herkezi kendi evinde oturmayı nasip etsin.Bize ve bizim gibi olanlarada ödeme kolaylığı versin.Aminnnnnn.
     Taşınmaya taaaa Ramazan ayında başlamışdım yavaş yavaş halılarımı yıkayıp kuruttum önce .Sonra yavaş yavaş eşyaları kolilemeye devam ettim.Salon ,antre  ve odalar hep kolilerle doldu taşdı.Nekadar zormuş toparlanmak hele bide hiç yardım olmadan.Bir yandan toparlandım bi yandan hüzünlendim dile kolay 8 sene aynı evde oturduk.hiç taşınma nedir bilmeden ilk eveimdi sonuçfa küçükdü herzaman darlığından yakındım ama komşularım iyilerdi.Hele karşı komşumuın hakkını ödeyemem.Soğalsun çok temiz ve güzel yemek yapardı  ve ne yarsa banada bi tabak gönderirdi.Çalıştığım için eve yorgun argın geliyorsun  bazen yemek aş olmayınca  altın bulmuş gibi oluyordum .Tabi bende onu yemek yapamasamda pek elimden geldiğince gönüllüyordum.
    En çok karşı komşumu ararım.Alt komşum Zülfiye abla  da stres atmak için bire birdi.Zülküf diye takılırdım.Akşehirli Bulgaristan göçmeni olunca değişik  matrak bi şivesi var ' ay mari'diye konuşur hep beni güldürürdü.:))Ben onu Akasya Durağı dizisindeki Osman ağanın karısı Safiyeye benzetirim :)Tıpkısının aynısı konuşma tip huy.Bide Ayşe ablam vardı oda benim sırdaşım dert ortağımdı arada içimi dökerdim beni rahatlatırdı tavsiyelerde bulunurdu.Her akşam iş dönüşü kapısını tıklatırdım ayak üstü konuşurdum.Komşularımla sıcacık ilişkilerim vardı.Hepsi yalan oldu şimdi.Şimdi burada nasıl komşularım olacak bi tane kafadengi anlaşacağım biri olursa yeter.
     Kolileri davaş yavaş yerleştirdim şükür ama salonum bom boş kaldı diğer evim küçük olduğu için pek eşya almaışdım şimdi acısını çekiyorum şimdi eşya sıkıntım olmayacakdı ama zamanla her şey olur biraz sabretmek lazım.
     Yeni evimizi alışmaya çalışıyoruz ama ilk günlerde sanki başkasının evinde kalıyormuşuz gibi geldi.Hele kara kuzum çok yadırgadı .Sonuçda orda doğdu orda büyüdü.Bende bi hafta ayrı kalınca soğumuşum bloğumdan yazı yazmaya üşendim birden.

11 Kasım 2009 Çarşamba

YASİN SURESİ‏

Yasin Suresi'nin Peygamberimiz'in yanında çok ayrı bir yeri vardır. Yasin'i çok metheder, özelliklerini ve faziletlerini anlatırİşde o hadislerden bazıları:
  • Kim Yasin'i okursa, Kur'ân'ı on kere hatmetmiş gibi Cenâb-ı Hak ona sevap yazar" buyururlar.
  • Yasin-i Şerif'in her bir harfinin yaklaşık beş yüze yakın sevabı vardır, yani o kadar hasene sayılabilir.
  • Allah rızası için her gece Yasin'i okuyanın bütün günahları bağışlanır"
  • Yasin'i hem geceleri hem de gündüzleri okumak sünnettir.
  • Her gece Yasin Suresi'ni okumaya devam eden kimse şehit olarak ölür"
  • Her kim gündüz vakti Yasin Suresi'ni okursa, ihtiyaçları giderilir"
  • Yasin manevi bir cankurtaran simididir. Peygamberimiz, bu konuda "Yasin'i ölmekte olanlarınızın yanında okuyunuz" ve "Yasin'i ölülerininiz üzerine okuyunuz" buyurarak Yasin'in feyzinden sekerâtta olanların ve ölmüşlerin de nasiplenmesini ister.Okunan Yasin'leri bütün mü'min ruhlara bağışlamak lazım. Çünkü her bir Yasin her ruha bölünmeden ulaşır.
  • Yasin Suresi bir rahmet hazinesi olduğu gibi, maddi bir rahmet olan yağmurun yağmasına da vesiledir.

Şifa kaynağı tarçın

 Tarçın verilen hastaların bazılarda, şeker hastalığının belirtilerinin tamamen yok olduğu kaydedildi. Bilim adamları, belirtilerin tarçın tedavisi kesildikten sonra yeniden ortaya çıktığını söylediler. Anderson, MHCP maddesinin sadece kandaki şeker düzeyini değil, kandaki yağ ve kolesterol miktarını da düşürdüğünü ifade etti. Bilim adamları, şeker hastalarına günde 6 gram kadar çekilmiş tarçını yemeklere karıştırmayı önerdi. 2. tip şeker hastalığında, vücut ensülin hormonunu yeterli miktarda üretiyor, fakat bu hormona tepki vermiyor ve kandaki fazla şeker miktarını almayarak kanda bırakıyor.Tarçın tek başına kullanıldığının yanı sıra balla da tüketildiğinde birçok hastalığa iyi geldiği bilinmektedir. Her gün kullanılan bal ve tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virüs saldırılarına karşı korur.

Tarçın ve Balın şifa olduğu hastalıkları şöyle sıralayabiliriz;

Hazımsızlık ve gripToz tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler. İspanyada yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır
.
Kalp hastalıklarıBal ve tarçınla bir karışım yapılır ve bu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sürülür. Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur. Bu uygulama ile daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden uzak olacağı konusunda uzmanların tavsiyeleri var. Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.

KanserJaponya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada, mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur. Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.

Kolesterolİki kaşık bal, üç tatlı kaşığı toz tarçın, 450 gr. demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde yüzde 10 düşecektir. Artrit hastalarına tavsiye edilen kürde günde 3 defa kolesterol hastaları için uygulanabilir.

Mide ağrıları ve GazBal ve tarçın kürlerinin, mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır. Bazı araştırmalar gösteriyor ki midedeki gazı giderdiği saptanmıştır.

Sivilceler ve deri3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür. Sabahleyin ılık su ile yıkanır. Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır. Egzama, mantar ve diğer deri enfeksiyonlarında eşit miktardaki bal ve tarçın karışımı uygulanır.

Soğuk algınlığıBir kaşık ılıtılmış bal, 1/4 tatlı kaşığı toz tarçın günde üç defa yenir. Bu uygulama birçok kronik öksürük, soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.

YorgunlukBir bardak su içerisinde, kaşık bal ve biraz toz tarçının her gün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 sularında alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığı tespit edilmiştir.

ZayıflamaBir bardak su içerisine eşit miktarda bal ve tarçın konup kaynatılır. Her gün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir. Düzenli uygulanırsa kilo verilir. Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde, yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.
YaşlılıkBal ve tarçınla hazırlanan çay, düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler. 4 kaşık bal,1 kaşık toz tarçın, 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa bardak miktarında içilir. Deriyi diri, taze ve yumuşak tutar, yıpranmasını durdurur
.
Tarçının faydaları* Tarçın ferahlık verir, iştah açar.
* El ve ayaklardaki titremeleri ve damar tıkanıklarını önler.
* Bağırsak kurtlarının dökülmesine ve bağırsak iltihaplarının iyileşmesine yardımcı olur.
* Zengin kalsiyum, magnesyum, lif ve demir kaynağıdır.
* Son yıllarda yapılan çalışmalarda kan şekerini düşürücü etkisi saptanmıştır.
* Koli bakterilerinin vücuda yayılmasını önler.
* Soğuk algınlığı, grip ve nezleye iyi gelir, (bal veya limonla alındığında).
* Mide rahatsızlıklarına iyi gelir, hazmı kolaylaştırır, kusmayı önleyici bir etkiye sahiptir.
* Tarçının koklamak hafızayı canlandırıcı bir etki yapar.
* Yiyeceklere eklendiği zaman, yiyeceklerin bozulmasını ve bakterilerinin büyümesini önler
Tarçınlı çay nasıl yapılır?
Toplam uzunluğu yaklaşık 60 cm olan çubuk tarçın1,5 yemek kaşığı toz şeker2 bardak su
Hazırlanması:
Derin bir tavaya tarçınları koyup üzerine şekerini ve suyunu ilave edip ocağa alın. Kaynamaya başlayınca altını kısıp 20-25 dk kadar kaynatmaya devam edin. Bu süre sonunda yoğun bir rengi ve tadı olacaktır. Altını kapatıp soğuttuktan sonra cam bir kavanozda buzdolabında saklayabilirsiniz.
Ayrıca kaynamanın sonlarına doğru karanfil atılarak ta değişik bir tat elde edilebilir Sonra bu demden içeceğiniz bardağın yarısına veya 1/3 ne koyup (eğer dem soğuksa kullanacağınız miktarı cezvede ısıtın) üzerini kaynar su ile tamamlayarak afiyetle içebilirsiniz. İçerisine şeker yerine bir kaşık bal ilave edilerek de içilebilir.

31 Ekim 2009 Cumartesi

ÖMRÜNÜ GERİYE DOĞRU YAŞASAYDIN...

En başında, musalla taşında buluyorsun kendini. Gözyaşları arasında açmak üzeresin dünyaya gözlerini. Ağlayan sen değilsin. Bu defa, sevenlerin ağlıyor, sen gülüyorsun. Tersinden doğuyorsun dünyaya. “Doğum günü”nde, sevenlerinin hüzünlerine tanık oluyorsun. Cenazendekilerin gözlerinde okuyorsun ne kadar gözde olduğunu. Hıçkırıklarla ölçüyorsun eşinin ve çocuklarının kalbindeki yerini. Duyar duymaz cenazene koşacak kadar samimi, tabutunun altına girecek denli vefalı dostlarının omuzlarında evine dönüyorsun. Hayatının ilk gününde, asıl hayatın ahiret hayatı olduğunu iliklerine kadar hissetmiş olarak dönüyorsun eve. Herkesin canı gönülden hakkını helal ettiği gün, ilk nefesini almaya başlıyorsun. Göğsünde kalbin bir iki tekliyor. Çok geçmeden ilk nefesini alıyorsun. Üzerindeki beyaz kefeni usulca çıkarıyorlar. İlk elbiselerini giyiyorsun. Yürümeye başlıyorsun. Muhtemelen emeklisin. Etrafında dostların, çocukların, hatta torunların beliriyor. Hatıralarınla birlikte doğmuş olduğunu fark ediyorsun. Anlatacağın o kadar çok şey var ki… Susuyorsun. Tatlı hatıraların gün geçtikçe gerçek olacağını bilerek daha bir tatlı yaşıyorsun. Ne mutlu ki, her günü nostalji tadıyla yaşayacaksın. “Ölümü tatmış bir nefis”le doğduğun için uçarılıklardan, şımarıklıklardan vazgeçiyorsun. Namazı kılınmış biri olarak dünyaya geldiğini bilerek, namazlarını giderek tazelenen bir heyecanla kılıyorsun. Topraktan henüz yeni geldiğini bilerek mütevazı yaşıyorsun. Büyüklenme yok. Nasıl büyüklenesin ki, gün geçtikçe seni tanıyanlar azalıyor, itibarın eksiliyor.
Gün geçtikçe gençleşiyorsun. Doktorlarla randevuların giderek seyreliyor. Sağlık tavsiyelerine ihtiyacın kalmıyor. Damarların her gün daha bir genişliyor. Kalbin gittikçe zindeleşiyor. Kasların güç kuvvet kazanıyor. Kilolarını hızla atıyorsun.
Göz açıp kapayıncaya kadar emekliliğin bitiyor. Seni işe alıyorlar. İlk gün işinin en kıdemli noktasında buluyorsun kendini. Etrafında daha genç çalışanlar beliriyor. Tecrüben zirvede. Şevkle çalışmaya başlıyorsun. Çalıştıkça garip biçimde deneyimlerin azalıyor. Gençleşme pahasına, sahip olduğun makamları bir bir boşaltıyorsun. Servetin giderek azalıyor. Maaşın her ay biraz daha kırpılıyor. Onca taksitle aldığın evi elden çıkarıyorsun. Çok geçmeden arabanı da geri alıyorlar. Kefenden çıkmış bir adam olarak hiç aldırış etmiyorsun eksilenlere, azalanlara, terk edenlere, uzaklaşanlara.
Evde de işler iyi gidiyor gibi. Giderek taze bir heyecanla seviyorsun eşini. Her yıl yeni bir şey kaybediyorsunuz ama daha da mutlu oluyorsunuz. Evden arabadan oluyorsunuz; birbirinizin huyuna suyuna yavaş yavaş yabancılaşıyorsunuz ama daha bir sıkı sarılıyorsunuz birbirinize. İşler seyreldikçe, daha çok zaman ayırıyorsun eve. Bir de evlenip uzaklara gitmiş çocukların bir bir eve döndükçe keyfin nasıl da gıcır gıcır oluyor. Arada bir torunlarınız ortadan kayboluyor ama onların yokluğu hiç dokunmuyor sana ve eşine. Sanki hiç yokmuş gibi, hiç olmamış gibi onlarsız da yaşamaya devam ediyorsunuz.
En sonunda, bir sözlü mülakat sonrası, hiç kimsenin tanımadığı, yeni mezun bir delikanlı ya da genç kız olarak, elinde kısacık özgeçmişinle, kariyerini sıfırlamış olarak kapının önüne bırakılıyorsun. Moralin hiç bozulmuyor. Az sonra diplomanı da elinden alıyorlar. Okula gidip gelmeye başlıyorsun. Okuldaki ilk günün diploma töreniyle başlıyor. Bir kenara koyduğun kitapları taze bir heyecanla eline alıyorsun. Okudukça cahilleşiyorsun. Giderek, bildiğin yabancı dilleri konuşamaz hale geliyorsun.
Kan ter içinde girdiğin ÖSS sınavından sonra liseye başlıyorsun. Sevdiğin kız ya da oğlan yok ortalıkta. Buna da takılmıyorsun. Yuvanın yerinde yeller esiyor olsa da ne gam. Senin başında kavak yelleri giderek şiddetleniyor.
Ne zamandır görmediğin babacığın yanı başında bitiyor. Sana harçlık vermeye başlıyor. Elinden tutuyor sonra annen, ilkokula götürüyor. Giderek etrafındaki yazıları okuyamaz hale geliyorsun. Alfabeye yabancılaşırken, lunaparklar, sokak oyunları, çizgi filmler daha çok dikkatini çekmeye başlıyor. Onca serveti kaybetmiş biri olarak, kumdan kaleler yapmaya başlıyorsun. Kumdan kalelerini büyüklerin oyun ve oynaş yeri olan dünya hayatında kazandıklarından daha değerli ve kalıcı görüyorsun. Daha az şeyle mutlu oluyorsun. Daha küçük kazançlarla seviniyorsun. Umurunda değil dünya. Çocuk saçlarını rüzgârda savurdukça, dilindeki kelimeler azaldıkça, kaygıların azalıyor, gözlerindeki hayret artıyor. Yalan konuşmayı unutuyorsun birden. Gıybet edemez oluveriyor dilin. Elin harama uzanamıyor hiç. Dudağına günah değmiyor. Yırtıp attığın MASUMİYETini yeniden giyiniyorsun. Eskitip yıprattığın doğruluğunu, duruluğunu yeniden kazanıyorsun. Affedilmiş, hiç günah işlememiş bir kul oluveriyorsun birden. Aklın ermiyor günaha. Ellerin gitmiyor isyana.
Ve birden, hiç kimsenin seni özlemediği, yolunu gözlemediği, eksikliğini çekmediği bir boşlukta buluyorsun kendini. Annenin babanın yüzüne bakıyorsun boş yere. Hatırlamıyorlar bile seni. Hiç olmamışsın gibi sensiz de yaşamaya devam ediyorlar. Adın yazılı değil bir defterde. İsmin okunmuyor hiçbir yerde.
Sadece bir ses duyuyorsun kulağa kesilmiş ruhunun dört bir yanından: “Hatırla ki şimdi hatırlanmaya değer bir şey değilsin.” Dünyada iken unuttuğun ilk sözünü bütün ruhunla söylerken buluyorsun kendini: “Belâ...” “Elbette ki…” Verdiğin cevabın sorusunu ise daha sonra duyuyorsun: “BEN SENİN ''RABB''İN DEĞİLMİYİM?”
SENAİ DEMİRCİ...

30 Ekim 2009 Cuma

FW: PEYGAMBER EFENDIMIZ ICIN OY KULLANIN....‏

DUNYADA EN COK SEVILEN KISI diye bir oylama var....2010 subatda sonuc belli olacak....10 kisi var bu oylamada aday...biride Peygamber Efendimiz...oyunuzu kullanin vede bu mesaji baskalarinada yollayinki,Rabbimizin bu kainati onun yuzu suyu hurmetine yaratttigi,bizim rehberimiz,efendiler efendisi......insanligin iftihar tablosu...Kainatin efendisi..HZ.seyyidul beser kimmis insanliga gosterelim

This website has an ongoing research regarding the best man loved by most people in the world, results will be announced by February 02, 2010. There are 10 nominees. Our beloved prophet Mohammad (PBUH) is also on the list, please access the website

AŞK !..


Hz.İbrahim’in ateşe atıldığı zaman ki teslimiyettir,
Hz.Eyyub’un hastalığa karşı sabrıdır,zaferidir,
Hz.Davud’un sesidir,eliyle demire şekil vermesidir,
Hz.Musa’nın Kızıldenizi ikiye bölen asasıdır
Hz.İsa’nın kokusunu bile hissettiği Son Peygamber’i müjdelemesidir
Hz.Muhammed’in Allah’a olan teslimiyetidir
Hz.Ebubekir’in sadakatidir
“Muhammed söylüyorsa doğrudur “diyen
Hz.Ömer’in adaleti bile hayran bırakan adilliğidir
Hz.Osman’ın şeytanı bile utandıran hayasıdır,edebidir
Hz.Ali’nin cesaretidir,ilmidir
Hz.Hüseyin’in haksızlığa karşı yürümesidir,şehadetidir
Hz.Yunus’un cenneti istemeyip Allah’a
“Bana Seni gerek Seni ” demesidir
Çöllere düşen Mecnun’un gözlerinin dağlanmasıdır
Bülbülün güle ötüşü,ölen sahibin başında bekleyen attır
Ezan-ı Muhammed-i okununca felaha,kurtuluşa koşmaktır
Kur’an-ı Kerim okununca anlamasan bile onu kalbinde hissetmektir
Gönülden gelen bir Kelime-i Şehadettir
Allah ve Rasulunun adı anılınca göz yaşı dökmektir
İSLAM’ı doya doya yaşamaktır.
Aşk; Sadece kuru bi sevgi ya da sonu belli bir macera değildir,
CANAN la bir CAN olmaktır , onu her gün daha fazla sevmektir,

ALLAH için sevmektir…

28 Ekim 2009 Çarşamba

CUMHURİYETİ BÖYLE KAZANDIK






 
Çanakkale menüsü (Bayram dışı)

43. Alay 1. Piyade Taburu 1. Bölük, 1917 yılı yemek listesi;
15 Haziran Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yağlı buğday çorbası ve ekmek.
26 Haziran Sabah: Yok. Öğlen: Yok. Akşam: Üzüm hoşafı, ekmek.
18 Temmuz Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yarım tayın ekmek.
8 Ağustos Sabah: Yarım ekmek. Öğlen: Yok. Akşam: Şekersiz üzüm hoşafı, ekmek YOK

Halimize Bakıp Binlerce Kez Şükredelim arkadaslar bizim beğenmediğimiz olan bağzı we butun yemekleri bulmak o kadar çok istiyorlardı ki ama işte o listedeki yemeklerle vatanı kurtardılar tekrar unutmayalım ki onlar sayesinde karnımız doyuyor doymayanında allah yardımcısı olsun olmayanlarda versin dioyrum AMİN
 Karnı Doymayan Ama Yinede Savaşmaya devam Eden Vatanı Kendınden Önde geLen AtaLarımıza Çok teşekküR edeRim...
Kurtuluş Savaşı sırasında, erlere, sabah kahvaltısında verilecek olan siyah zeytin sayısının 3 veya 5 adet olması konusunda şiddetli tartışmalar yapıldığı da bilinen bir vakıadır. Bu konuya değinen bir tarihçi, mücadelenin tam olarak anlaşılabilmesi için, o zamanların meclis tutanaklarının incelenerek yayınlanması gerektiğini söylemektedir.
İşte, tarihimizin şanlı bir destanını yazan Türk Askeri, bu yemek listesi ile beslenerek yedi düvelin kuvvetini dize getirmiştir. Bu savaşta, Taşeli yöresi ve Toroslar diyarından da binlerce delikanlı cepheye koşmuş ve canlarını düşman mermilerine siper etmiştir. Bu askerlerden çok azı sağ olarak memleketlerine dönebilmiş olup, şehit olanların kimlikleri ve listeleri tutulmamış olduğundan iki nesil geçmiş olmasına rağmen bir çoğu unutulup gitmiştir. Köylerimizdeki geniş ailelerden 6 kişinin bu savaşlar sırasında askere alındığı ve sevklerinin yapıldığı, hiç birinin geri dönmemiş olduğu, isim ve sülale adlarıyla birlikte sabittir. Fakat, hafızası zayıf, okuyup yazması eksik denen bizler gibi, bu şehitlerin, yazanı, konuşanı ve hatırlayanı olmadıklarından unutulmuşlardır. Yazar “ şehitler, asıl unutuldukları zaman ölürler “ diye boşuna dememiştir.
Türk Vatanı’nın bölünmezliği, Devletimizin varlığı, Milletimizin birliği ve bağımsızlığımızın korunması için emek harcayanları, çaba gösterenleri, bu uğurda şehit olanları, gazilerimizi saygı ve rahmetle anarken, hepsine “ KAHRAMANLAR “ diye sesleniyoruz. Bu kutsal değerlerimiz aleyhine çalışanları ise “ HAİNLER “ diye sınıflandırmak zorundayız.
Yazan : Av. Naci SÖZEN

Grip ve Sogan

“GRİP” için bir “Eski zaman” öyküsü…

“1919 yılında, Dünyada 40.000 milyon kişinin “Grip” ten öldüğünde, bir Doktor birçok çiftçiyi Griple mücadelede yardım amacıyla ziyaret eder.Birçok çiftçi ve ailesi Grip kapmıştır ve birçoğu ölürler.
Doktor ziyaretlerine devam eder ve bir sürprizle karşılaşır, ziyaret ettiği bir çiftçi ve ailesi çok sağlıklıdır.Doktor böyle olabilmesi için aileye herkesten farklı ne yaptıklarını sorar ve cevaben çiftçinin hanımı odaya, bir tabak içine “soyulmamış” bir “SOĞAN” koyduklarını (muhtemelen diğer odalarada) söyler.Doktor buna inanamaz ve bu “soğan” lardan birini alarak Laboratuvarda Mikroskop altına koyarak inceler ve “soğan” ın içinde “Grip” virüsünü görür.”Soğan” açıkça “Grip” bakterisini absorbe etmiş, emmiştir ve bu sayede de aile sağlıklı kalmıştır.

Evet, ben bu hikayeyi Kuaförümden duydum.O, bana yıllar önce birçok çalışanının “Grip” olduğunu ve böylece müşterilerinin de “Grip” kaptığını anlatmıştı.Gelen yılda o, dükkanına çukur bir tabak içinde bir “SOĞAN” yerleştirir.Ve büyük bir sürpriz yaşar, o yıl hiçbir personeli “Grip” olmamıştır.O işe yaramıştır…(hayır, şimdi o sanıldığı gibi bir “soğan” işinde değildir)

Bu öyküden alınacak ders, bir miktar “soğan” almanız ve evinizin çevresinde biryerlere yerleştirmenizdir. Ne olduğunu görmek için onu deneyin.Biz geçen yıl onu denedik ve asla “Grip” olmadık.

Eğer o sizi ve sevdiklerinizi bu hastalıktan kurtarırsa ne güzel.Buna rağmen şayet “Grip” olursanız, o daha yumuşak ve uysal geçebilir. Bir miktar “SOĞAN” satın almaya vereceğiniz birkaç liradan başka ne kaybedebilirsiniz? ..
Yazar Ibrahim KOCAK            Pazar, 25 Ekim 2009

Bu yazıyı okuduktan sonra  evde her odaya soğan koymaya karar verdim ,İşyerinde arkadaşlara da  söyledim bakalım hepimiz  masamızın bir kenarına soğan koyacağız .Sonucu bekleyip göreceğiz:))

Amca Diyen Papağan

Adamın biri güzel bir papağan satın alarak eve getirmiş ve başlamış konuşmayı öğretmeye. Özellikle papağanın "amca" demesini istiyormuş.
Günlerce uğraşmış ancak papağana tek kelime öğretmeyi başaramamış. Bir gün iyice sinirlenmiş ve papağanın bir tüyünü kopararak, "amca de bakayım" diye bağırmış. Papağandan yine ses çıkmayınca her seferinde "amca de" diyerek hayvanın tüylerini tek tek yolmuş. Adam, tüylerini tamamen yolduğu papağanı tavuk kümesine atmış..
Sabaha karşı kümesten gürültüler gelmeye başlamış. Kümese giden adam birde ne görsün, papağan bir tavuğun üzerine çıkmış, tavuğun tüylerini tek tek yolarak her seferinde "amca de bakayım", "amca de bakayım" diye bağırıyormuş.
Bir insana bir şeyler öğretmek istiyorsak çok sabırlı ve esnek olmalıyız. Öğrenme kişinin istemesi ve bilgiyi veren kişiyi sevmesi ile mümkündür.
Öğrenme sırasındaki olumsuz davranışlar, kişinin bilgiye öğrenememesine neden olacağı gibi bu davranışları aynen modellemesine de sebep olabilir.
Ne söylediğinizden çok, karşınızdakinin ne anladığı önemlidir.

27 Ekim 2009 Salı

H1 N1 DİKKAT‏

Aldığım bir maili paylaşmak istedim
DİKKATLİCE OKUYUN
Aşağıda okuyacağınız önlemler Dr.Vinay Goyal tarafından herkesin yararlanabilmesi için yayınlanmıştır. Dr.Vinay Goyal: Yoğun bakım ve Tiroit uzmanıdır. MBBS, DRM, DNB,20 yıldan fazla klinik tecrübesi vardır. şefi olarak görev yapmaktadır.
Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır.H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir.
Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.
1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)
2. “Hands-off-the- face” “Ellerinizle yüzünüze dokunmayın” yaklaşımı. Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzü herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.
3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza güvenmiyorsanız listerin kullanınız). H1N1 ‘in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.
4. Yukarıdaki 3. önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunan virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.
5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.
6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz. Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yukayarak götürürler.H1 N1 virüsü mide’de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatını devam ettiremez.
Herkesin faydalanabilmesi için bu bilgiyi lütfen e-mail listenizde bulunan herkese iletiniz.
Sağlıklı günler dileğiyle.
Dr.Vinay Goyal

Domuz gribi ve at sineği

         Az önce kızım aradı. Anneeee eldivenlerimi bulamıyorum Domuz gribi varmış .Dursun teyzem eldivenlerini giy dedi diye.Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim! Yedisinden yetmişine hepimiz korkuyoruz Allah korusun .Ne kadar pis bi mikrop ya .Düşündüm de iş yerinde hep sürekli şehir dışı hatta ülke dışından gelen insanlarla muhattabız ;mikrobun yayılması çok kolay .Aşı olalım desem ama daha aşı deneme safhasında ilerle ne gibi yan etkileri var bilinmiyor..
         Geçen hafta Aksaraydan orta yaşlı  bi  çift geldi görüşmeye.Konuşurken kolumda bi sinek gördüm kovalamak istedim geri yapışdı herhalde uçamıyor dedim boş verdim .Ben onlarla konuşurken klavyeye geldi masadan aşağıya attım .Sonra yazıcım çalışmadı yan odadan  yazıcıma bakması için Hüseyin beyi çağırdım .Bu arada bizim sinek Hüseyin beyin gür saçlarına yapışmış:)).Benden saçında bi şey olup olmadığını sordu bi baktım sinek nasıl gülüyom görseniz sinek gitmiyor uçmasıyla geri yapışması bir oluyor.Meğersem bu at sineğiymiş ,kara sineğe ne var uçar gider bari bu yapışıyor.Atlara nasıl acıdım yaaaa!Kim bilir nasıl kaşındırıdır .Her neyse Hüseyin bey sinekle odadan çıkdı ,kendi odasına gitti üstünü başını çırparken yanına gelen diğer arkadaşa(Oktay beye) atlıyor bu sefer o kovalamaya çalışıyor.Aman benim odama gödermeyin diye gülmeye devam ettim.Kamera şakası gibi  oldu ama:))Balkona gittiler orada yakalayıp ezmişler yoksa gideceği yok .At sineğini  ilk defa bu kadar yakından gördük .Ta Aksayadan  gelenlerin üzerine yapışmış Konya'ya kadar gelmiş..Biz bi at sineğiyle başa çıkamadık Domuz gribiyle nasıl savaşacağız.At sineğini görünce kara sineğin gözünden sevesimiz geldi ama domuz gribi olmaktansa da at sineğine razıyız beterin beteri var yani.
       Rabbim Domuz gribi ve diğer hastalıklardan herkezi uzak eylesin.Hastalara şifa versin.Dermansız dert vermesin.Aminnnn.

Uykusunu arayan çocuk



Sema Maraş'nın o kadar güzel  masalları,hikayeleri,animasyonları varki dinlerken ben bile eğlendim yüreğine ellerine sağlık.Karakuzumla birlikde bi ara uykusunu arayan çocuğu izlemişdik .Ogün bu gündür uykuya geçmeden önce uyku bulutunu çağırırım ve kızızmı uyku bulutunun üzerine bırakırım .Eğer sadece yatırıp gidersem odasından bana seslenir anneciğim uyku bulutunu çağırmadın diye.Dün gece yine bu hikayeyei anlatmaya başladım  kızıma:
Herkes yatıp uyududğunda bir türlü uyyamıyan bi çocuk varmış.Saatlerce yatağının içinde dönüp dururmuş.Uykusuz geçirdiği bir gecenin sonunda güç bel auykuya dalmış .rüyasında bembeyaz bi bulut görmüş .Bulut onunla konuşmuş.
-Merhaba ben uykuyum demiş.
Çocuk :Bütün gece bekledim nerdeydin demiş
Uyku bulutu:Esneyerek biliyorum haline acıdıdğım için seninle konuşmak istedim
Çocuk :Sen hergece nerelerdesinseni neden bulamıyorum? demiş
Uyku bulutu:Ben senin içindeyim uyuyamak için yatağa geçtiğinde gözlerini kapatıp benim geldiğimi hayal edeceksin benim üzerime uzanacaksın ama seni bir konuda uyarmalıyım beni m üzerime uzandığında o gün içinde yaşadığın canını sıkan olaylara üzülmeyeceksin yoksa seni atarım buluttan demiş..Devamı  buradan dinleyebilirsiniz. Bu arada karakuzum Özlem ablasının kendisini üzdüğünü hatırlayınca uyku bulutundan düştü tabi:(
Havalar artık soğudu.Yorganlara daha geçmemişdik bu fotoğrafı çekdiğimde .Karakuzumun üşümemesi için battaniyeyi tulum gibi doladım,kollarını dikdim  gece açılmasın diye

22 Ekim 2009 Perşembe

Nostalji takıldık biraz:)))

 İlkokula giderken öğretmenimiz müzik dersinde hepimize tek tek şarkı veya türkü söyletirdi .Bende hep bu türküyü söylerdim .Sabah sabah dilime dolandı birden yazayım dedim.Ne günlerdi ya.. Bu arada ilkokuldayken folklördeydim ama hep bando çalmak isterdim.Bu hayalimi de ortaokulda gerçekleştirdim ve beden derslerinde rahat ediyordum.Çünkü beden dersinde  öğretmenimiz sandık üzerinden takla felan attırırdı..Tabi korkudan atamazdım ama bandocu olduğum için sözlü notum hep 10 du..Neyse nerde kalmışdık Hımm..Bu türkü ve ben.Mikrofon bende haydi oynayalım ; söylüyorum bak.:)))


Ah yine yeşillendi fındık dalları,
Acep ne olacak yarin halları,
Dalgalanıyor pembe şalvarı.
Kız allan pullan gel gel gel yanıma,
Beyaz kollarını dola boynuma.


Çeşme başında üç kız yan yana,
İçlerinden biri şşşşt dedi bana,
Nur olsun seni doğuran ana.
Kız allan pullan gel gel gel yanıma,
Beyaz kollarını dola boynuma.

 .Sınıfımızda bi arkadaşımız vardı o  kadar güzel sesi vardı  ki oda hep bu türküyü söylerdi .Bu türküyü hala çok severim ve ilk okul arkadaşım aklıma gelir.3 sınıftayken bizim okuldan ayrılmışdı  ama bu türkü hatırası kaldı bende.

Karadır kaşların ferman yazdırır,
Aşkın beni diyar diyar gezdirir.
Lokman Hekim gelse yaram azdırır,
Yaramı sarmağa yar kendi gelsin.

Ormanların gümbürtüsü başıma vurur,
Nazlı yarin hayali karşımda durur.

Karadır kaşların benzer kömüre,
Yardan ayrı düşmek zarar ömüre.
Kollarımdan bağlasalar demire,
Kırarım demiri kaçarım yare.

Ormanların gümbürtüsü başıma vurur,
Nazlı yarin hayali karşımda durur.

Uzaklara gittim gelirim diye,
Tabancamı doldurdum vururum diye.
Hiç aklıma gelmez ölürüm diye,
Ölüm ver Allah'ım ayrılık verme.

Ormanların gümbürtüsü başıma vurur,
Nazlı yarin hayali karşımda durur.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Papatya Yaği


Papatya Yaği ile sedef gibi pürüzsüz bir cilt..
Papatya yağı, çiçeği gibi çok sempatik, hassas ve hoş kokulu bir yağ.. Eğer hassas, kuru hatta problemli bir cildiniz varsa; yaraları iyileştirici ve cildimizi besleyen papatya yağını güvenle kullanabilirsiniz..
Papatya yağı, yaraları iyileştiren ve cildimizi besleyen bir özelliğe sahiptir.

Papatya yağını cildimiz için nasıl kullanmalıyız ?
Islak veya nemli bir pamuğa bir miktar ( yarım çay kaşığı kadar ) papatya yağından döküp yüzünüzü bununla güzelce, hırpalamadan ,nazik hareketler ile silin. Sonra pamuğu bir kenara bırakıp, elleriniz ile bir-iki dakika hafif bir masaj yapın cildinize.. 45 dakika sonra, cildinizi su ile yıkayın ( sabun kullanmayın) ve nazikçe kurulayın..Cildinize dokunduğunuzda, sedefe dokunuyor gibi hissedeceksiniz..!

EGER CİLT TİPİNİZ COK FAZLA DUYARLI, HASSAS İSE :
EGer cildiniz cok cok hassas ise, yuzunuzu su ile yikayip kurulamayın ve hemen ISLAK OLAN avucunuza yarim cay kasigi papatya yagini dokun ama fazlasi degil.. sadece yarim cay kasigi olacak. Elleriniz ile yagi soyle bir ovuşturun ve ISLAK OLAN cildinize hafif masaj ile tatbik edin. 5 dakika sonra durulayin yuzunuzu..
Bunu haftada bir defa yaparsanız eger ,cildiniz esneklesecektir ve puruzsuzlesecektir. Aynı zamanda kuruluk da azalacaktir insaallah..Hassas ciltler için problem yaşamadan kullanılabilinecek bir yağ olduğundan iki-üç günde bir cildinize uygulayabileceğiniz gibi, haftada bir de kullanabilir; ya da cildinizin tepkisine ve ihtiyacına göre bunu siz de rahatlıkla belirleyebilirsiniz..bir kaç ay süre ile tüketebilirsiniz.. Hergün kullansanız da en az bir ay yeterli gelecektir.
Papatya yağı yalnızca cilt için mi faydalıdır?
“Papatya yağı sadece cildimizi güzelleştirmek için kullanılmıyor.. Aynı zamanda Romatizmal kas ağrıları papatya yağı ile masajlarla hafifletilebilir. Kötürüm organlara da aynı biçimde masaj yapılabilir; çok rahatlatıcıdır(doktor doğa). “Ayrıca bademcik iltihaplanmalarında ve diş iltihaplarında gargara olarak da kullanılır.
Papatya yağını diğer faydaları için nasıl kullanmalıyız?
Dışardan kullanımında, cilde masaj şeklinde tatbik edilir..Gargara için ise 1 fincan su içerisine 4-5 damla damlatılarak gargara yapılır.

Miyase teyzemiz

Miyase teyzemiz bu gün ziyarete geldi .Umreye gitmiş hiç haberimiz olmadı .iş yerindeki arkadaşlara ve bana hurma getirmiş, tek hurmayla olmaz zemzemde isteriz dedim:))  Rabbim umresini kabul etsin bizede nasip etsin.Miyase teyzeyi yıllar önce  iş yerinde tanıdım .Hayat dolu. Bi  ona bakıyom, bi kendime benim elime kaldıracak dermanım yok onunda duracak hali yok:)))  Maşallah yaşına  göre şimdiki gençlere taş çıkartır.O kadar dinç ki  kıpır kıpır Ak Parti kadın kollarının en aktif üyelerinden biri ..Biraz sohbet ettik.Anneciğimin dizlerinden rahatsız olduğunu söyledim.Bir kutu aspirini ispirto veya kolanya ile erit bir çaybardağından biraz fazla olacak şekilde saf zeytin yağına karıştır içine birazda kafirun otu  ekle ve dizlerine her akşam bu yağı sürsün dedi.Denemek lazım ne demişler çok okuyan değil çok gezen bilir:))5 çocuğum var  iyikide varlar şimdi rahatım çocuklarımdan çok menmunum kızını da kardeşsiz bırakma dedi.İçimden yaramı deşme dedim.Geç evlendiğime çocuk açısından pişmanım otuza gelmeden çocuk işini halletmek lazımdı ama nerde tabi bide bakıcı derdi var.

Düştük:((


   Karakuzum akşam babasıyla markete gitmişdi.Bende havalardan mı nedir bilmem öylesine  yorgundum ki kızımla ilgilenecek hiç halim yokdu.Hiç kıpırdamadan televizyona baktım biraz sonra kalktım  çay yapmaya gittim kapı çalındı benim karakuzu anneeeeee! anneeeeee! diye ağlayarak kapıya vuruyor.Babası ona mor bi pandif ayakkabı almış (evi halısız kullanınca diğer terlikleri çok ses yapıyor)  bana gösterecem diye sevincinden merdivenleri hızlı çıkınca da nasıl olduysa düşmüş işde.Eli kanamış bacağı acımış.Nasıl ağladı önce yıkadık ellerimizi sonra krem sürdük.Rabbim başka acı yaşatmasın güzel kızım bunlar olacak artık,büyümek kolay  değil ama biraz daha dikkatli olamalıyız merdivenlerde dedim.Sarıldık biraz. Allah korusun daha kötüsüde olabilrdi..Anneciğim ne olur Dursun teyzemi arayıp ona düştüğümü söylemem lazım dedi.Aradık artık  paylaştıktık acımızı..Bu aralar mor takıntımız var boyama yaparken kızlara mor ruj sürer:)))Benden de mor ruj ister, mor öje ister.Hani derler ya kırmızı olsun da beş fazla olsun sökmez bize:))Mor olsunda gerisi önemli değil yani.İşde bende bundan dolayı kızım sende mor hastası oldun keşke başka renk olsaydı ayakkabın  dedim .. Karakuzumda: anneciğim bideeee kısısr hastasıyım ,bideeee turşu hastasıyım demez mi.)))

19 Ekim 2009 Pazartesi

Hafta sonumuzdan kesitler

  Kara kuzunun bu yaşına kadar  sürekli saçlarını kestirdim..Geçen sene en son kestirişimizde çok üzüldü ne olur gidip saçımı geri alalım  diye gözyaşı döktü.Artık büyüdü ya uzun saçlılara özellikle  uzun kıvırcık saçlı ablalara bayılıyoz.Anne neden beni Allahü Teala'dan istereken kıvırcık saçlı istemedin der Üzülme  sen biraz büyü  de perma yaptırırız derim. Çok süslüyüz çok, büyüdükçe işim zorlaşıyor kıyafetlerini beğenmiyor anne ben değişik değişik giyinmek istiyorum  bunlardan sıkıldım der hep ona çalışıyoruz kendime uzun zamandır doğru dürüs bi şey almadım desem yalan olmaz.Anneciğim hiç kırmızı kazağa pembe taç olumu kırmızısı yokmu bunun ondanda al dedi .Bende kızım inşallah büyüyünce iyi bi işin olur: seni başın üstünde taşıyacak bi eşin olur bi elin yağda bi elin balda yaşarsın   hayatta hiç sıkıntı çekmessin dedim .Bu seferde anne ben evlenmeyeceğim senden ayrılmam demez mi?
Canım kızım inşallah hep yakınında olurum  torunlarıma bakarım  dolabını yemeklerle doldururum.Rabbim  hiç kimseye evlat acısı göstermesin.Amin...Annelik bambaşka bi şey iyiki varsın kızım.Senin gibi bi kızım olduğu için Allah'a ne kadar teşeşkkür etsem az dediğimde de hep süslü bi kızın mı olmasını isterdin dedi 
.Bu arada kızımın ezzası olmasını  istiyorum. Babanda emekli olunca sana yardımcı olur sen ne zaman istersen o zaman gelirsin ezzaneye dediğimde babamızda beni hemen evden postalama ya  çözümü bulmussun  demez mi :)))Ne yapayım evde oturan eşleri oldu  olası sevmem.Ne  sana biri gelebiliyo ne de sen bir yere gidebiliyorsun.
     Taşınmamıza az kaldı pazar günü yeni evimize bakmaya gittik dönüşde  Pratikere uğradık o kadar çok alınacak va rki yetişemiyoz .Büyük bi ayna vardı önünde durduk ve  ben aynadan  fotoğrafımızı çekdim.Eve girişde böyle bi aynam olsun isterdim.Ama aynaya kadar neler var ihtiyacımız olan gönül her şeyden istiyor işde.Şimdi en çok istediğim bütün perdeleri değiştirmek .Karakuzuda annesinden  fotoğraf  çekmeyi öğrendi.Maşallah annesiyle babasını hiçde fena çekmemiş hani:)

16 Ekim 2009 Cuma

...Kendimi arıyorum, gören var mı?...



Mevlana Mesnevi’sinde bir hikâye anlatır:
Bir adam, dostunun kapısına gelip, kapısını çalar. İçeriden gelen ses:
-Kapıyı çalan da kim, diye sorar.
Adam: “-BEN’im” diye cevap verince, dostu:
-“Git, şimdi zamanı değil, sonra gel” der.
Adam, kapıdan ayrılır ve bir yıl dostunun hasretiyle yanıp tutuşur. Bir yılın sonunda dostunun kapısına tekrar gelir. Reddedilme korkusuyla kapıyı çalar.
İçeriden gelen ses:
-“Kim o” diye sorar. Adam:
-“SEN’im” diye cevap verir.
Dost, adamı içeri davet eder:
-“Madem ki BEN’sin, içeri gir. Ev dar iki kişi sığmıyor” der.
Kaçımızın SEN’im diyebileceği, ruhunu birleştirebileceği biri var?
Kaçımız ben’ini sen yapmayı başarabildi
Çok sevdiğimizi söylediğimiz halde SEN’im diyemiyoruz sevdiğimize.
“Gerçek aşk” bu olsa gerek.
Sen-Ben değil, sevdiğimizle bir olmak.

Ne mutlu SEN’ini bulabilene

Yazı da resimde  buradan  alıntıdır .Okuyunca çok beğendim  paylaşmak istedim.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Dişçi korkusu





     Çocukluğumdan beri en korktuğum doktor dişçilerdir.?6 ayda bi dişçiye gitsek çürüyen dişleri erkenden çürük  sinire inmeden yaptırsak canımız çok daha  az yanar  ama biz  ne yapıyoz diş ağrımız olmadan dişçinin önünden bile  geçmiyoruz.Kızıma hamile kalmadan önce  ağzımı adam akıllı bi bakımdan geçirmişdim hamileyken diş ağrısı çekmemek için.Tam beş yıldır bi sorunum yokdu.Taki geçtiğimiz temmuz ayına kadar.  Bi ağrı  başladıki dünyam yıkıldı sandım ağrı kesisiz duramaz olmuşdum. İltihap olduğu için  dişçi de müdahale edemedi antibiyotik kullandıktan sonra kanal tedavisi yapıldı .Şu an yapılacak 2 dişim daha var onlarıda bi an önce yaptırayımda ilerde başım ağrımasın tekrar.Diş fırçalamayı akşamları hep ihmal ediyorum sabahları fırçalıyorum ama oda yereli olmuyo tabiki.
     Karakuzumun dişlerine kendi dişlerimden çok iyi bakıyorum .Diş minesi çok güçlü ve beyaz.Şükür  ağzımızda hiç diş çürürğü yok şimdilik.Kızımın dişçiden korkmaması için geçen onuda götürdüm birer hafta arayla 2 defa flör uygulaması yaptırdım .6ayda bi yaptırmakta fayda varmış.Dişe beyaz bi jel sürüyorlar bu jel dişin etrafında şeffaf bi tabaka oluşturduğu için  yiyeceklerin dişle temasını önlüyor çürümeleri de geçiktiriyormuş.
     Kızıma 6 aylık olduğundan dan beri düzenli olmasa da  flör hapı vermeye çalıştım .Flör hapını genelde içtiği suya katıyordum.Doktorumuz flör hapından çok dişe sürülerek uygulanan flörün daha faydalı olduğunu söyledi.Diş ağrısı kabir azabı derler. Anneler ne olur çocuklarınızın dişlerini iyi koruyalım diş fırçalama alışkanlığını kazandıralım ve dişçiye sadece çürük olunca değil arada götürelim, çocukları  dişçi koltuğundan korkutmayalım.Dişçiye gittiğimizde karakuzuma dişçi senin dişine baktıkdan sonra sana hediye verecek dedim ama ben unuttun tabi  aldığım bi şeyi doktor amcası vermiş gibi yapacakdım.Eve gelince anne doktor amca bana hediye vermedi diye söyleyince hatırladım.Maden suyu Flüor içerdiği için, özellikle çocukların diş çürümelerini engelliyormuş  bunu yeni öğrendim

13 Ekim 2009 Salı

Vav!


İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.
İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.
Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.
O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.
Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.
Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.
İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.
Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.
İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?
Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.
Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.
Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der.
Buna anlamca vaveyla denir.
Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.
Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır.
Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.
Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.
Ve Allah insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir."
Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?
İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;
"Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve Allah’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"
Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.
İşte o ayet: “Secde et, yaklaş!”
Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.
Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde...
(Hakan Türkyılmaz'dan alıntıdır
İyi bakıldığında, görmek için bakıldığında; Bazen bir insanın secdedeki hali, bazen bir ceninin anne karnında ki haline benzer..•
Ulu Cami’nin her duvarında VAV harfleri yazılıdır. Ancak en meşhur ve en güzel VAV harfi budur.




• Halk arasında Hızır Aleyhisselam’ın bu vav harfinin önünde namaz kıldığı rivayeti yaygındır.
• Tezhib sanatı ile süslenmiş ve ucuna Lale motifi işlenmiştir. Lale süsleme sanatında Allah’ı c.c. sembolize eder.
• Vav harfi, Vahidiyet, Vahdaniyeti ihtiva etmesi yönüyle de Allah’ın birliğini ifade eder.
VAV HARFİ İLE BAŞLAYAN KELİMELERE DİKKAT EDİNİZ. SORUMLULUK GEREKTİREN İŞLERDİR:
VALİ, VEZİR, VELİ, VEKİL, VARİS, VASİ, VALİDE, VAAD ETMEK VB...
"Bursa Ulu Camii gezerken rehber duvarda asılı hatlardan yedi vav'ın sırrını şuna benzer manada anlatmıştı.
Peygamberimiz buyurmuş ki, "yedi vavdan sakınınız, ihtiyaç olmadığı halde vavların işaret ettiği mesleklere yönelmeyiniz." Ebced hesabında 6 rakamına dektir ki ; Bu yönüyle aynı zamanda imanın 6 şartını temsil ettiği söylenir.
Harfi med olduğu gibi, kasem harfidir. Aynı zamanda, iki cümleyi veya özneyi bağlayan bağlaçtır.
ALINTIDIR...

12 Ekim 2009 Pazartesi

Örgülerim





Hafta sonu kışlıkları çıkarırken ördüklerimden elime geçenlerin fotoğrafını çekdim.Daha küçülenlerde var bi ara onları da buraya aktaracağım .Nasıl olsa küçülenleri dağıtıyoz bari hatıra resimleri kalsın .Sonuçda emeklerimi  birarada görmek hoşuma gitti

Bebek yeleği



Kızıma severek ördüğüm ilk yeleklerden ,daha kullanışlı olsun diye  yandaki 3 düğmenin olduğu kenarı içten diktim süverter gibi kullandım.Detayları için buraya   bakınız.

Hafta sonumuz

Kalplerimizle kendi ağaçlarımızı yaptık  karakuzunun ağacı biraz sonbahar ağacı oldu.Tahta kalemide çok hoşumuza gitti,  çiziyoruz sonra hemen siliyoruz .Masaya yazmasıda çok zevkli kızımdan çok ben yazıyorum nerdeyse:))



Karakuzunun portre çalışması yanında benim güneş sönük kaldı biraz




Hafta sonu bahardan kalma bi hava vardı .Kızımla berber kahvaltıdan sonra kendimizi dışarı attık biraz oyuncakçıya biraz kitapçıya takıldık. Arkasından praktikere ve markete uğradık .



Pazar günüde Dursun teyzemizle beraber arkadaşa gezmeye gittik .Karakuzu dolu dolu bi hafta geçirmişdi ve ben pazartesi işe gideceğim diye üzülmeye başladı ne olur anne yarında evde kal diye yalvarmaya başladık.Böyle yaptımı bana da zor geliyor ondan ayrılmak. Küçükken daha kolaydı bırakıp işe gitmek .Çalışan anne olmak gerçekden çok zor.